Uşak’tan Üç Kıtaya Yayılan Hristiyan Mezhebi Montanizm

Montanizm; Hristiyanlığın Anadolu’da yayılmasıyla birlikte Roma İmparatorluğu’nun Frigya Eyaleti’ne bağlı Uşak yöresinde MS II. yüzyılda ortaya çıkıp üç kıtaya yayılmış Erken Hristiyanlık Dönemi Mezhebidir.

Hristiyanlığın Montanizm Mezhebi

Montanizm; Erken Hristiyanlık Döneminde Ms.2.yy ile 6.yy arasında var olan Uşak ilinde ki Pepuza(Karayakuplu Köyü) Şehrinden üç kıtaya yayıldı. Montanizm,Evrensel Kilise olduğu iddiasında ki Roma Katolik Kilisesinden Papa Eleutherius tarafından Ms.177 yılında sapkın olarak ilan edildi. Hristiyan Ortodoks Mezhebinin Roma İmparatorluğunun devlet mezhebi haline gelmesiyle Roma İmparatoru I. Justinianus (527-565) tarafından Montanizm Mezhebi takipçileri katliamlarla ortadan kaldırıldı.

Montanizm Mezhebinin takipçilerinin az da olsa Anadolu’da ki 11.yy Türk fetihlerine kadar devam ettiği iddialar arasındadır.

Roma İmparatorluğu Döneminde İlk Hristiyanlar

Hz. Meryem’in yaşadığı ve Îsâ’nın peygamberlik görevine başlayıncaya kadar hayatını geçirdiği “Nasıra/Nazareth Kasabası” Roma İmparatorluğu’na bağlı yahudilerin çoğunlukta olduğu bir yerleşim idi.

Hz.İsa’nın doğduğu yıllar, Roma İmparatorluğu’nda iç savaş halinde ki eyalet ve liderlerin İmparator Augustus tarafından uzlaştırıldığı Pax Romana (MÖ 27 – MS 180) adı verilen barış dönemine rast gelir.

Roma İmparatorluğu pagan(çok tanrılı) bir dine inanmakla birlikte imparatorların ilahlaştırıldığı ,kahramanlık, Roma Şerefi, Yunan Filozofları ve fiziksel kuvvetin kutsandığı bir inanışa sahipti.

Roma Paganların dini törenlerinde genelde cinsel içerikli tapınmalar oluyordu ve bazen de bebekleri kurban ediyorlardı. Özellikle gece doğmuş kız çocuklarını ölmeleri için nehre bırakıyorlardı. Bu dönemdeki Hıristiyanlar arasındaki en önemli hizmetlerden birisi de ölüme bırakılan bu kız çocuklarını toplayıp evlatlık olarak alıp yetiştirmekti. Tabi ki bu kız çocukları için o dönemde bu şekilde ölümden kurtulup Hıristiyan bir ailede büyümek çok büyük bir şanstı.  

Hz.İsa ,yahudi toplumunun bir parçasıydı. Kendisine peygamberlik gelip Allah kelamını vaaz etmeye başladığında kendine ilk inananlar yahudilerdi.Roma İmparatorluğu, Hz.İsa’nın vaaz ettiği Hıristiyanlık’ın yayılması için iyi fırsatlar vermişti. Irkçılık ve milliyetçilik o dönemde bir problem olmaktan çıkmıştı, herkes Roma altında eşit sayılıyordu. 

Yahudilerin Hristiyanlara Zulmü

Roma İmparatorluğu bünyesinde ki yahudilere inanç özgürlüğü tanıyor Roma Tanrılarına yapılan törenlere katılmama ve kurban sunmama serbestliği sağlıyordu.Yahudilerin halk arasındaki konumu diğerlerinden farklıydı. Halkın içinde yalnızca Yahudiler Roma içerisindeki tanrılara ve imparatorlara tapınmak zorunda değildi, bu konuda dini inançlarına istinaden özel izinleri vardı. 

Yahudilik Roma imparatorluğu tarafından tanınıyor ve kabul ediliyordu. Hıristiyanlık’ta Yahudiliğin bir mezhebi gibi göründüğünden ilk zamanlarda Yahudilik şemsiyesi altında korunmayı başarmıştı. Bu da doğal olarak dindar Yahudilerin tepkilerine yol açmıştır. Başka milletlerden Hz.İsa’ya inanlıları sayıları arttıkça Yahudiler tarafından yapılan zulümler ve baskılar giderek aldı. Hristiyanlar ile Yahudiler arasında bir çatışma ve anlaşmazlık olduğunda devlet genelde Hristiyanları koruyordu. 

Yahudi din adamları, Hz.İsa’nın vaaz ettiği dine inanmamakla birlikte cemaatlerinin ve güçlerinin azalacağını öngörerek onun “Sahte Peygamber”olduğu söylemiyle Roma İdarecilerini etkileyerek onu çarmıha gerdirirler.

Hristiyanlık, zuhuru anından itibaren iki sert muhalefetle karşı karşıya kalmıştı. Bunlardan biri Yahudi muhalefetiydi. Diğeri de Roma muhalefetiydi.

Roma İmparatorluğu Hz. İsa’ya inanan Hristiyanları Yahudiler’den ayırmaya başlayarak onları Yahudiler gibi Roma Tanrılarına ibadet etmemekte özgür bir toplum olarak tanımadı.Paganların dini törenlerine katılmadıkları için Hristiyanlara tanrısız gözüyle bakıldı.

Hz.İsa’nın Annesi Meryem İzmir’e Göç Ediyor

Hz.İsa Romalılar tarafından Kudüs’te çarmıha gerildiğinde 33 yaşındaydı. Hz. İsa, son nefesini vermeden önce annesi Meryem’i, yakın arkadaşı Aziz Jean(Yuhannâ)’a teslim eder.

Roma imparatorluğu Hz.İsa’yı çarmıha gerdikten sonra Hristiyanlığı yasaklayarak takipçilerini hapse atarak ve sonrasında katlederek bir sürek avı başlatır.Aziz Jean(Yuhannâ) , Meryem Ana için Kudüs’ün tehlikeli olabileceğini düşünerek, o zamanın ünlü kentlerinden Efes’e getirir (M.S. 33)

Uşak’ın Şükraniye(Kalınkilise) Köyünde yaşlı bir amca büyüklerine Uşaklı bir Rum’un “Hz. Meryem’in İzmir Efes’te son bulan bu yolcuğunda eski ismi Kalın Kilise veya Kadınkilise olan bu köye uğradığından “bahsettiğini söylüyor.Bu rivayet muhtemelen mübadele öncesi yerleşik Rumlardan aktarılmış bir hikaye olarak bölge halkına aktarılmış olsa gerektir. 

Roma Komutanı Pavlus Hristiyan olarak Anadolu’da İlk Kiliseleri Kuruyor

Roma İmparatorluğu Komutanlarından Paul(Pavlus) Hristiyanları takip ve ortadan kaldırmakla görevliyken Şam yakınlarında kendisine Hz.İsa’nın ayık iken göründüğünü söyleyerek Hristiyan olur. Şam Hristiyanlarını Kudüs‟e getirmek için görevlendirilmesi, Pavlus‟un hayatında dönüm noktasıdır. Onu Hristiyanların en büyük havarisi, en büyük misyoneri ve en büyük ilahiyatçısı yapacak bir sürecin başlangıcı olacaktır.

Hz.İsa’nın kendisini insanlara tebliğ için görevlendirdiğini söylüyerek Ortadoğu gezisinden sonra Anadolu’ya yönelir. Havarilerden Barnaba‟yla Antakya, Kıbrıs ve Anadolu‟ya dinî yaymak için seyahatler düzenledi. Bu seferler esnasında önceleri Barnaba‟nın yardımcısı konumundayken, sonradan kendisi lider konumuna geldi. Gittiği yerlerde özellikle Romalı Putperestler arasında faaliyet gösterdi.

Frigya’da Hristiyanlığın Yayılışı

Anadolu’da Galatya’nın çevresindeki diğer Kiliseleri de ziyaret ettikten sonra, Frigya’dan geçerek Efes’e ulaştı. Aziz Pavlus, yaptığı seyahatlerle Anadolu’da Hristiyanlığın yayılmasında büyük rol oynar, ilk cemaatler oluşur.

Aziz Pavlus, görüsünde Hz. İsa ile karşılaşmış, Hz. İsa dünyanın sonuyla ilgili uyarılarda bulunmuş; bunun üzerine Aziz Pavlus da Anadolu’daki kiliselere dünyanın sonuna karşı nasıl hazırlanmaları konusunda öğütler içeren yedi adet mektup göndermiştir.Bu yazılan mektuplar sırasıyla Efes, İzmir, Bergama, Akhisar, Salihli, Alaşehir ve Denizli kiliselerine gönderilmiştir. Daha sonraları Hristiyan İlahiyatı, bu mektuplardaki teolojik esaslar üzerine kurulmuştur.Bugün Hristiyanlık olarak bildiğimiz dini üreten kaynak, Hz. İsa’nın ya da Nasraniler’in tebliğinden çok, Pavlus’un zihnidir.

Pavlus, Hıristiyanlığın Putperestler arasında yayılabilmesini kolaylaştırmak için, yeni dine girenlerin Yahudi şeriatine uymayabileceğini düşünmüş ve sünnet gibi, onlara zor gelebilecek bazı dini yükümlülüklerden onları muaf tutmuştur. Bu sebeple, Putperestler arasında Hıristiyanlığı yaydığı için Pavlus’a, “Yabancılar Havarisi” adı verilmiştir.

Pavlus, Kudüs’e gelmiş ve orada,49-50 yıllannda “Havariler Konsili” adıyla anılan konsili toplamıştır. Bu konsilde o, Anadolu’daki Hıristiyanlaştırdığı insanların durumundan bahsetmiş, Hıristiyanlann çoğalması için, bu dine yeni girecek olanlara kolaylık gösterilmesinin gereği üzerinde durmuştur.

Bu tarihten sonra Hristiyan inancında ki görüş ayrılıkları büyüyerek mezhepler oluşturmaya başlamıştır.İki bin yıllık Hristiyan tarihinde yüz elliye yakın heretik(sapkın) akımdan bahsedilmektedir.

Montanizm Mezhebi Öncesi Anadoluda Durum

Roma İmparatorluğu’nun Frigya Eyaleti Hristiyanlıkla Hristiyanlığın 2. İsa’sı olarak tanımlanan Pavlus’un M.S. 49 yılı civarında yaptığı geziyle tanıştığı dönemde Ana Tanrıça Kibele’ye dayanan pagan(çok tanrılı) bir din vardı. Pavlus sonrası Frigya’da kiliseler kurularak Hristiyanlık yayılmaya başladı.

Hristiyanlığın doğuşu ve gelişimi dikkatle incelendiğinde görüleceği üzere, daha ilk yüzyıldan itibaren birçok farklı mezhep ortaya çıkmıştır. Denilebilir ki Hristiyanlık tarihî bir kiliseler ve mezhepler tarihidir.

Pavlus sonrası Hristiyanlık o kadar yayıldı ki Avrupa içlerine hatta Roma’ya kadar ulaştı.Roma İmparatoru Neron Ms.64 yılında başkent Roma’da çıkan yangında bütün şehir yanarken tek yanmayan yer Hıristiyanların yaşadığı bölge olmasını bahane ederek Hıristiyanlara karşı ilk büyük zulüm dönemini başlatmıştır.

Sonrasında gelen Roma İmparatorları Hadrien(Ms.117-138),Antoninus Pius (Ms.138-161) ve Marcus Aurelius (Ms.161-180) dönemlerinde Hristiyanlar’a yapılan yapılan zulüm katmerlenerek devam etmiştir.

Montanizm Mezhebinin Doğuşu

Pavlus’un Frigya ziyaretinden yaklaşık bir asır sonra muhtemelen Ms.135’da Frigya’nın Ardabau(Uşak Teyen Köyü), Pepuza(Uşak-Karayakuplu Köyü) ve Tymion(Uşak Şükraniye Köyü) Kentleri arasında eski Kibele rahiplerinden Montanus Hristiyanlığı seçerek kendi yorumunu vaaz etmeye başladı.

Montanizm’in ortaya çıkış tarihi; “Filistin’in kahini” olarak bilinen 4.yy Ortodoks Kilise Babalarından Epiphanius tarafından “Rab’bin yükselişinin 93 yılıydı” ifadesiyle anlatılmıştır.Bu, yaklaşık olarak Ms. 135 yılına tekabül etmektedir.

Montanizm’in ortaya çıktığı dönem  Roma İmparatoru Hadrianus (117-138)’un iktidar yıllarıdır. Roma İmparatoru Hadrianus , bütün halkın Roma Tanrılarına düzenlenen törenlere katılma ve kurban kesme zorunluluğunu şart koşan bir kanun çıkarır. Bu kanuna uymayanlar idam edilmiş , takipten kaçabilenler şehirden taşra beldelere kaçarak kalabalıktan uzak kayalara sığınaklar oyarak yerleşmişlerdi.

Montanizm Kurucusu Ardabau’lu(Uşak Teyen Köyü) Montanus, Hıristiyan olup vaftiz edildikten sonra Ruh-ul-Kudüs tarafından Parakletos/Şefaatçi (peygamberliğin yeniden doğuşu) olarak seçildiğine inanmış ve MS.153 yılında bu mezhebi oluşturmuş. 

Montanus’a göre, Hz. İsa’nın şahsında insanlara görünen Tanrı’yı temsil etme görevi onun çarmıha gerilmesinden sonra kendisine geçmiştir.  

Döneminde bu yeni inanç sistemine taraftarları “Yeni Kehanet”; karşıtları ise “Frigya Sapkınlığı” diyordu. Sonradan kurucusunun adından dolayı bu akıma “Montanizm” denmeye başlandı. 

Montanizm  Hz.İsa döneminde ki eski Hıristiyan ahlaki ilkelerine geriye dönme nostaljisi’ olarak tanımlanabilir. 

Akım kısa sürede Anadolu’da yayılmış, Frigya’da bir çok kent neredeyse bütünüyle Montanusçuluğu benimsemişti. O  dönemdeki pek çok harekete ev sahipliği yapan Anadolu’da ortaya çıkan bu hareket, şaşırtıcı bir şekilde dönemin önemli ve büyük şehirlerinde değil, önceleri mistik bir doğa dininin merkezi olarak bilinen Frigya’nın bir köyünde ortaya çıkar. 

Montanizm Frigya’nın bir köyünde ortaya çıktıktan yirmi yıl sonra misyonerler vasıtasıyla Roma, Galya, Liyon ve kısa bir süre sonra da Kuzey Afrika’ya yayılmış; imparatorluğun üç önemli kentine hızlı bir şekilde yayılması kısa sayılabilecek bir süre içerisinde gerçekleşmiştir.

Montanizmin İddiası Neydi?

Peki ikinci yüzyılın sonlarına doğru Montanizm’i harekete geçiren neydi? İsa’nın görevine başlamasının üzerinden yaklaşık 150, elçilerin hizmet ettiği dönemin üzerinden de yaklaşık 100 yıl geçmişti. 

Trans halinde konuşan Montanus, kendi kehanetlerinin Tanrı’nın son vahyini ifade ettiğini iddia etmiş ve Tanrı’nın kutsal elinde bir lir teşkil ettiğini vaaz etmiştir. İsa Mesih’in Pepuza kentinde ikinci kez dünyaya döneceğini iddia etmiştir. 

Muhalifleri bile onun coşkun, son derece ateşli, dinin pratik yönüne, sakramentlere, iyi ahlaka vurgu yapan bir Hıristiyan olduğu noktasında birleşirler.

Montanus vaftiz olduğunda İncil diliyle konuşmaya ve peygamberlik etmeye başlamıştı. Montanus’a göre Yuhanna İncilinde vaat edilen  Parakletos/Şefaatçi (peygamberliğin yeniden doğuşu)onun ağzından konuşuyordu. 

Ben de Baba’dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhu’nu verecek. Dünya O’nu kabul edemez. Çünkü O’nu ne görür, ne de tanır. Siz O’nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır. 

 Yuhanna 14:16-17

Montanus Yuhanna İncilinde Hz.İsa’dan sonra geleceği müjdelenen Parakletos/Şefaatçi (peygamberliğin yeniden doğuşu) nin kendisi olduğunu iddia etmektedir.Yuhanna’nın naklettiği bilgilere göre Hz.İsa (as) kendisinin son peygamber ilan etmemekte ve gelecek başka bir peygamberi (Paraklētos) bildirmekteydi. Bu mesaj Bazı Hristiyan din adamları tarafından Hz. Muhammed’i haber vermektedir.

Montanizm, geleneksel cinsiyet ayrımını reddetmişti ve kadınların hareketin bütün aşamalarına tümüyle katılmasına izin vermişti. Montanus’un Parakletos/Şefaatçi (peygamberliğin yeniden doğuşu) iddiasını kendinden sonra gelen kadın önderler(Maksimila ve Priskila)de görüyoruz.Onlara göre Havva, bilgi ağacının tadına bakan ilk insandı; yani Montanusçuluk’ta kadınlara da bilgelik bahşedilmişti. 

Uşak’ın Ömerçalı Tepesine İnecek olan Göksel Kudüs

Montanusçuluğun bir başka önemli yönü de, Hz. İsa’nın İkinci Gelişi’nin çok yakın olduğu inancıydı. Montanusçulara göre dünya kısa süre sonra yok olacaktı ve Göksel Kudüs yakın gelecekte yeryüzüne, Frigya’nın Pepuza ve Tymion köyleri arasında ki günümüzde Ömerçalı Tepesi adıyla anılan yere inecekti. 

Göksel Kudüs İllüstrasyonu

Montanus bu iddiasını İncil‘in son bölümü olan Yuhanna tarafından aktarılan Vahiy kitabında ki ayetlere dayandırmaktaydı.

Ve yeni bir gökle yeni bir yer gördüm; çünkü evvelki yer geçtiler; ve artık deniz yok.

Vahiy Bap 21/1

Ve mukaddes şehri, yeni Yeruşalimi, kendi zevci için hazırlanmış süslü bir gelin gibi, gökün içinden Allah’tan inmekte gördüm.

Vahiy Bap 21/2

Hıristiyan teolojisinde;Hristiyanlar için Tanrı’nın asıl sunağının göklerde olduğu, dolayısıyla göksel Kudüs fikrini oluşturur. Bu durumda Hıristiyanlar, manevi yolculuğun sona ereceği yer olan göksel ülke umuduyla ölümlü hayatın yeryüzü ülkesinde yaşamış olmaktadır.

Onların ideali Kilise’yi dünyadan ayırmak ve bütün seküler(din dışı) bağları reddederek İkinci Gelişi (Parosuia) bekleyen bir gerçek azizler topluluğu oluşturmaktı. 

Montanus kendisi yeni bir yasa ya da bir vahiy vermemiş, ama kendisi ile de yeni, İsa’nın başlattığı çağdan daha çok çaba gerektiren ve daha üstün bir çağın başladığını duyurmuştur. Aynı zamanda bu çağın daha çok çaba gerektiren bir çağ olduğunu da söylemiştir. 

Dünyanın sonunun çok yakın olduğunu, İsa’nın ikinci gelişinde Pepuza’ya geleceğini ve yeni Yeruşalim’in de tıpkı Vahiy bölümünde anlatıldığı gibi gökten inip Frigya bölgesinde kurulacağını Kutsal Ruh’un kendilerine bildirmiş olduğunu duyurmuşlardır. Hatta Maksimila kendisinin son peygamber olduğunu söylemiş ve ben ölmeden İsa gelecek demiştir. İsa Mesih’in gelişinin yakınlığı ile ilgili zaten birçok görüş ve böyle bir beklenti de olduğu için bu akım insanların dikkatini çekmiştir.  

Hatta Pavlus bile bu sorunla ilgili mektuplarında değinmiştir. Montanus dönemine yakın bir dönemde ise biri Karadeniz diğeri de Suriyeli iki  gözetmen de Mesih’in erken gelişini vaaz etmişledir. Bu gözetmenlerden biri Mesih’in iki yıl içinde geleceğini duyurmuştur ve ona inananlar da çalışmayı ve evlerini barklarını bırakmışlar, Mesih’in yolunu beklemişlerdir. Diğer gözetmenler ise topluluğunu çöle yönlendirmiş ve Mesih’i orada beklemelerini buyurmuştur.  

Hareketin ortaya çıktığı dönem, Hıristiyanlar üzerinde yoğun baskı ve zulmün olduğu bir dönemdir. Bu baskı ve zulmün şiddetinin artmış olması Hıristiyanların tarihin sonunun geldiğine dair beklentilerinin canlanmasına neden olmuş ve artık iyiden iyiye sona geldiklerine inanmaya başlamışlardır.

Böyle bir dönemde Montanus, söylemlerinin merkezine bin yıllık krallığın geleceği, Yeni Kudüs’ün gökten Pepuza’ya ineceği, artık dünyanın sonunun geldiği, dolayısıyla bütün Hıristiyanların Parousia’yı dualarla beklemek için Pepuza’da toplanmaları gerektiği söylemini alınca kısa sürede etrafında büyük bir taraftar topluluğu oluşturur.

Montanusçular kuralcı ve katı bir ahlâk sistemi geliştirmişlerdi. Perhiz süresini uzatmışlar, müritlerinin şehitlikten kaçınmasını önlemişler, evlenmek isteyenleri caydırmaya çalışmışlar ve ikinci kez evlenmeyi yasaklamışlardı. 

Hatta bu yakın geliş nedeniyle Hıristiyanlar katı dindar bir yaşam sürdürmeye, evlilik yapmamaya, oruç tutmaya, oruç tutmadıklarında da kuru yiyecekler yemeye, zulüm görmeye ve şehit olmaya teşvik edilmişlerdir. Kesinlikle ikinci evliliği yasaklamış ve genç kızların kapanması gerektiğini savunmuşlardır. Montanistler’e göre vaftizden sonra işlenen ciddigünahlar da bağışlanmıyordu.

Ömer Aşçı

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir