Uşaklı Mahmut Onbaşı ‘nın Kahramanlık Hikayesi

Uşaklı Mahmut Onbaşı ‘nın Kahramanlık Hikayesi; dönemin yüksek tirajlı gazetelerinden Yeni Sabah Gazetesi’nin 17 Ağustos 1939 Perşembe tarihli sayısında Emekli Subay İlyas Tunçaslan mahreçli bir makale ile anlatılır.

İlyas Tunçaslan; Milli Mücadele de görev almış Cumhuriyet Döneminin ilk dönem saker gazetecilerindendir. Yeni Sabah, Tasviri Evkaf, … gibi gazetelerde makale yazarlığı yapar. Onu 1940 lı yıllarda İleri Demokrasi Gazetesi Yazı İşleri Müdürü olarak görmekteyiz. Hakkında bundan başka bilgi bulamadık.

17 Ağustos 1939 Perşembe tarihli Yeni Sabah Gazetesinde Uşaklı Sadıkoğlu Mahmut Onbaşı’nın Kahramanlık Hikayesinin Girizgahı

17 Ağustos 1939 Perşembe tarihli Yeni Sabah Gazetesinde Uşaklı Sadıkoğlu Mahmut Onbaşı'nın Kahramanlık Hikayesinin Girizgahı olarak hazırlanan makalenin "MEHMETÇİĞİN DESTANI" başlığı ile başlamaktadır;

17 Ağustos 1939 Perşembe tarihli Yeni Sabah Gazetesinde Uşaklı Sadıkoğlu Mahmut Onbaşı’nın Kahramanlık Hikayesinin Girizgahı olarak hazırlanan makale “MEHMETÇİĞİN DESTANI” başlığı ile başlamaktadır;

Düşmanlarımızı ve İçimizde Yaşayan Yılanları Kahredecek Yegâne Kuvvet Mehmetçiktir. Onun eşsiz kahramanlıklarını bilmek dost ve düşmanlarımız için bir vazifedir.

Bu memleket tarihte büyük kasıtlara ve hücumlara uğramıştır. Bu memleketi yıkmak ve namını dünya yüzünden silmek için zaman oldu ki beş devlet, on devlet, bütün dünya birleşti. Hariçten en amansız baskınlara uğradığımız kadar dahilden de en büyük ihanetlere maruz kaldık.

Bize dost görünenler, ellerimizi öpenler, ilk fırsat ta öpüp başına koydukları temiz ellerimizi ısırmaktan, yollarımızın önünde secdeye kapananlar, bize en umulmaz pusuları kurmaktan çekinmediler. Düştüğümüz zaman üzerimize ilkönce onlar üşüştüler. Akan kanıma ilk önce onlar emmek için birebirlerini ezercesine saldırdı.

Bugün tarihten dersimizi tamamı ile almış bulunuyoruz. Dünyanın en asil ve en göz kamaştırıcı zaferlerini tarihine geçirmiş olan Türk, koynunda yaşattığı o uslu yılanların, zayıf ve zebun olduğu anda kendisini en can alacak noktasından ısırarak zehirleyeceğini nereden bilirdi. Bunu öğrenebilmesi için fena talihlerin sevki ile bir gün hasta ve zayıf düşmesi lazımdı.

Bu hadise vuku buldu. Koca bir imparatorluk bir gün kuvvet ve satvetini kaybetti. Düşman ordularının hunharca istilâlarına uğradı ve kendisine dostluk rolü oynayan birçok milletlerin zayıf ve hasta halinde iken üzerine bir cesede konmak isteyen açgözlü doymaz Kargalar gibi nasıl saldırdıklarını gördüğü gibi, koynunda uyuttuğu mahlukların da ne kadar zehirli ve korkunç yılanlar olduklarını gördü.

Biz bu dersi çok pahalıya satın aldık. Fakat iyi öğrendik. O devirler geçti. Bugün, yurdumuz, Allah’ın inayeti, kanımızdaki asalet ve yıkılmaz (ismimiz sayesinde yeniden yüksek hayal kudretini kazandı. Bağrından fışkırttığı Atatürkler, İnönüler, Çakmakların rehberliği ile büyük ve kudretli düşmanlarını yendi. Dipdiri, kuvvetli ve sözünü dünyaya geçiren bir Türkiye ortaya çıktı. Çelik süngülü büyük Mehmetçik bugün anayurdun aşılmaz bekçisidir.

Tarih bize yaşamak için çok kuvvetli, daima daha kuvvetli olmak dersini vermiştir. Parçalamak için Dünya’da aciz devlet arayan sırtlanlara ve içimizde yaşayan yılanlara fırsat vermeyecek yegâne kuvvet Mehmetçiğin çelik süngüsüdür.

İşte biz bu sütunlarda o büyük Mehmetçiğin menkıbelerini toplamak ve bunları ebediyete naklettirmek istedik. Bağrından bu kadar büyük kahramanlar yetiştirmiş olan Türkün, bütün kahramanlıklarını yazmanın imkânsız olduğunu takdir ediyoruz.

 Bu itibarla bu kahramanlıkların sadece küçük bir kısmını unutulmaktan kurtarabilirsek kendimizi yine bahtiyar addedeceğiz.

Şimdi, sizleri muhtelif harplerde Mehmetçiklerin muhtelif şehadetlerin şahit olmuş subaylarımızla karşı karşıya bırakıyoruz. Onlar size hatıralarını birer birer anlatacaklar:

17 Ağustos 1939 Perşembe tarihli Yeni Sabah Gazetesi

Emekli Subay İlyas Tunçaslan Uşaklı Mahmut Onbaşı’nın Kahramanlık Hikayesini Anlatıyor

Emekli Subay İlyas Tunçaslan anlatıyor:

İkinci İnönü’de perişan olan düşman, topladığı yeni kuvvetlerle talihini bir kere de Dumlupınar- Banaz- Oturak hattında denemek istemişti. Gerek silah ve gerekse cephane bakımından hudutsuz denecek kadar zengin olan düşman hatları, bütün kuvvet ve kudretiyle Türk mevzilerine ölüm yağdırıyorlardı.

Biz, daha ordularımızı yeni teşkil ve organize ediyorduk. Bütün yurt ayaklanmıştı. Fakat köylülerin elinde, silah yerine göre çifte orak batta balta vardı. Temin edilen silahlarla pek az asker teçhiz edilebilmişti. Harp eden askerlere köylü kadınlarının sırtlarında taşınan cephaneleri büyük ihtiyat ve itina ile sarf etmeleri bildirilmişti.

Ömer Halis Bey’in kumandasında ki 23. Fırkanın istihkam bölüğü Sand tepesinde bir efzun alayı ile karşılaşmıştı. Dokuz saatten beri durmak bilmeyen topçu ateşinin himayesindeki taarruza karşı, iman dolu göğsünü açan Türk alayının beşinci bölüğü, her bakımdan çok üstün olan düşman kuvvetine karşı aslanca müdafaa ediyordu.

17 Ağustos 1939 Perşembe tarihli Yeni Sabah Gazetesi

Yunan Başbakanı Venizelos`un İngilizlerle iş birliği içinde 15 Mayıs 1919’da başlattığı “İngiliz destekli Anadolu macerası” 1921 yılı başlarında Eskişehir’e kadar ilerlemişti. Yunan ordusu Ankara’ya doğru işgali genişletip direnişin merkez Ankara’yı ele geçirmek istiyordu.

Yunan Ordusu Başkumandanı Anastasios Papulas, Türk birlikleri üzerine 23 Mart 1921 günü taarruza geçmiştir. Yunan Taarruzu; Bursa şehrinde konuşlanmış üç piyade tümeni, bir süvari tugayından kurulu Yunan 3.Kolordusunun Eskişehir’in İnönü kazası ve Uşak kazasında konuşlanmış dört piyade tümeninden oluşan Yunan 1. Kolordusunun ise Afyon yönünde saldırmasıyla başlar.

Yunan Başbakanı Dimitrios Gounaris (1920-1922) Hükumeti bu taarruzla; Afyon-Eskişehir tren hattının kontrol altına alarak Türk direnişini bitirmek için Ankara ve Konya şehirlerinin işgal etmeyi amaçlamaktadır. Afyon şehri 28 Mart 1921 tarihinde Yunan Ordusu tarafından işgal edilir.

Yeni kurulan düzenli ordu 1 Nisan 1921 Tarihli II. İnönü Zaferiyle Yunan Ordusunun ilerleyişini durdurup psikolojik üstünlüğü ele alacaktır. II. İnönü Muharebesinde; Eskişehir İnönü’ Kazasında 3.Yunan Kolordusu geri püskürtülür. Bunun üzerine Afyon’a kadar ilerlemiş bulunan 1.Yunan Kolordusu güç duruma düştüğü için geri çekilme kararı vermiştir.

Yunan Ordusu Afyon şehrinde ki işgalini II. İnönü Zaferi sonrasında 7 Nisan 1921 tarihinde sonlandırarak Uşak yönünde geri çekilmeye başlar. Yunan ordusu Dumlupınar-Oturak-Banaz hattında tutunmaya çalışır. İşte hikayemiz burada başlıyor:

Cephede Münakaşa

Düşman, bütün gayretine ve çalışmasına rağmen bir karış bile ilerleyememiş, bulunduğu yere mıhlanmış kalmıştı. 600 mevcutlu alayımızın zayiatı da oldukça mühimdi. Birçok Mehmetçikler köylerindeki Ayşeciklerine kavuşmadan ölüme kavuşmuşlar şehit olmuşlardı.

Fakat düşman bir karış bile ilerleyememişti. Muharebenin en şiddetli zamanı idi. 4.Fırka yaveri topçu yüzbaşısı Nizamettin’in fırka komutanı Sabri Bey’in yolların tahrip edilmesine ait getirdiği emri birlikte okurken, yanı başımda acı bir ses işittim. On adım kadar gerimde bir sıhhiye neferi ile üstü başı kan içinde bir Mehmetçik münakaşa ediyorlardı.

Disipline ölürcesine riayetkâr ve amirlerine en büyük itaat ve sevgi bağları ile bağlı olan Mehmetçik, subaylarının yanında hiçbir zaman yüksek sesle konuşmazdı. Buna rağmen aradaki muhaverenin orta perdeye kadar yükselmesi bir münakaşa halini alması, hadisenin fevkalade ehemmiyetli olduğuna delildi.

Bu meselenin mahiyetini anlamak için yanlarına yanaştım. O zaman yüksek sesle konuşan Mehmetçiği tanıdım. Bu, bizim bölükteki Uşaklı 316 doğumlu Sadık oğlu Mahmut Onbaşı idi.

Sordum:

-Ne var oğlum? Ne istiyorsun?

Yeis ve asabiyet dolu bir sesle cevap verdi:

-Ne olacak kumandanım, beni zorla sıhhiye bölüğüne götürmek istiyor.

Sıhhiye neferine sordum. Meğer bizim onbaşı iki yerinden ağırca yaralanmış. Sıhhiye neferi de vazifesini yapmak üzere kendisini geriye sıhhiye bölüğüne götürmeye kalkmış. Esasen onbaşının kan içinde kalmış olan üst başı vaziyeti gayet açık bir surette gösteriyordu.

Sıhhiye neferinin hakkı var yavrum dedim.

-Bak yaralanmışsın. Git de pansumanını yapsınlar. İcab ederse hastaneye kaldırsınlar.

Bu sözlerim onun üzerinde çok ağır tesirler yaptı. Bunu dolu dolu olan kara gözlerinden anladım.

Efendim iki yerimden yaralandım amma bakın elim, ayağım tutuyor. Niçin geriye gideyim? Yaralarıma pansuman yapmak lazımsa, emredin sıhhiyeciler burada vazifelerini yapsınlar. Benim kaybedecek vaktim yok dedi.

-Fakat yaran ağır yavrum.

-Çok şükür kudretim ve kuvvetim yerinde hiçbir ağrı ve halsizlik hissetmiyorum.

-Olmaz gideceksin. Yaralarını filan iyice bir sarsınlar. Eğer doktor izin verirse yine gelir dövüşürsün.

Sesine bir titreme gelmişti. Nerede ise ağlayacaktı:

-Yalvarırım size kumandanım bırakında muharebe edeyim. Ya ben geride iken harp durursa? dedi.

-Yavrum sen vazifeni yaptın iki de yara aldın. Burada durdukça kan zayi ediyorsun. Bak göğsünden hala kan sızıyor. Git yaralarını sarsınlar, sonra gel doya doya intikamını al. Muharebe öyle çabuk bitecek gibi değil.

Birdenbire başını kaldırdı. Azim ve İrade dolu gözlerini gözlerime dikti:

-Efendim beni öldürün fakat geriye yollamayın! Ben geride top seslerini duydukça rahat edemem. dedi.

Onbaşı hayatında ilk defa mafevkinin sözünü dinlemiyordu. Son cümleyi o kadar güçlü söylemişti ki, yaralı Mehmetçiği hiçbir kuvvetin sıhhiye bölüğüne götüremeyeceğini anlamıştım. Bu asil itaatsizlik karşısında ona uymaya mecbur kaldım. İcap eden emirleri verdim. Sıhhiye Bölüğü Sertabibi Doktor Cemil (Şimdi Askeri Tıp Fakültesinde ve Gureba Hastanesi Dahiliye Servisindedir.) oraya kadar gelerek Mehmetçiğin yaralarını, başımızın üstünde patlayan, sağımızdan, solumuzdan uçuşan güllelerin altında sardı. İş bitince Sadık oğlu Mahmut Onbaşı kısaca:

-Sağol diye teşekkür etti ve silahını alarak mevziine doğru koştu. Bu hali ile saatlerce muharebe etti.

17 Ağustos 1939 Perşembe tarihli Yeni Sabah Gazetesi

Uşaklı Mahmut Onbaşı hakkında burada anlatılandan başka bir şey bilmiyoruz. Kan, ter ve gözyaşlarını harmanlayıp bu cennet vatanı bize miras bırakan tüm atalarımıza minnet duyuyoruz. Mekanları cennet olsun.

Müellifi: Ömer AŞCI

© Copyright www.usaktayiz.com tüm hakları saklıdır. Kod, haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları www.usaktayiz.com.tr ‘a aittir.

www.usaktayiz.com sitesinde yer alan bütün yazılar, materyaller, resimler, ses dosyaları, animasyonlar, videolar, dizayn, tasarım ve düzenlemelerimizin telif hakları 5846 numaralı yasa telif hakları korunmaktadır. Bunlar www.usaktayiz.com ‘un yazılı izni olmaksızın ticari olarak herhangi bir şekilde kopyalanamaz, dağıtılamaz, değiştirilemez, yayınlanamaz.

İzinsiz ve kaynak belirtilmeksizin kopyalama ve kullanımı yapılamaz. www.usaktayiz.com ‘da ki harici linkler ayrı bir sayfada açılır.

Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. www.usaktayiz.com ‘da hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir. Bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir