Uşak’ın Cavır Efelerinden Delihıdırlı Köyünden Kökezlioğlu Ayı Veli

Bu yazımda bir ihanet örneği olarak Yunan Esareti Altında ki Uşak’ın Cavır Efelerinden Karahallı kazası Delihıdırlı Köyünden Kökezlioğlu Ayı Veli ‘nin zulmünü anlatmaya çalışacağım.

Efe mi? Eşkiya mı?Vatan Hainimi?

1. Dünya Savaşı’nı noktalayan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ni takip eden dönemde Ermeniler ve Rumların Türk topraklarında kendileri için bağımsız yeni yurtlar kurma girişimleri de silahlı çeteler vasıtasıyla yeni bir boyut kazanarak Müslüman ahaliye yaptıkları zulüm üzerine Batı Anadolu bölgesinde de dağa çıkan efeler türemiştir.

Uzun süren savaş yılları, genç kuşakların cephelerde savaşmasını gerektirmiş, neticesinde büyük yekûnlara ulaşan şehitler yanında, onlardan daha da fazla sayıda gaziler ortaya çıkmıştır. Köy ve kentlerde çalışabilecek nüfusun çok azalması, büyük zorluklarla üretilen mahsulün gayrimüslüm esnaf tarafından hiç edilmesi müslüman ahali içersinde dağa çıkan kendi aklınca adalet hükmeden Çalıkakıcı Efe taifesine zemin hazırlamıştır.

Batı Anadolu bölgesinde gördüğümüz bu kahramanlık hikayeleri “Zeybeklik/Efelik” kavramıyla kutsanır. Zira sosyo-ekonomik yapının çöktüğü, özgürlüğün olmadığı, gelirlerin adil paylaşılamadığı düzene baş kaldıran zalime acımasız mazluma merhametli bu kahraman figürüne “Zeybek/Efe”ismiyle kutsiyet atfedilirken, Efe kimliği altında kendi çıkarı için her türlü ahlaksızlığı yapanlara ise “ Çalıkakıcı/Çakal” adı verilir.

Böyle bir ortamda Banaz Nehri ile Bulkaz Dağı arasında eşkiyalık eden Kökez Köyü’nden Şevket ve Mehmet Ali, Tatar Köylü Çomuk Musa ve Kadir,Deli Hıdırlı Köyü’nden Gadder Mehmet ve yazımıza konu olan Delihıdırlı köyünden Kökezlioğlu Ayı Veli gibi isimler çete kurarak dağa çıkmıştır.

Çal Kuvva-i Milliyesi Uşak’ın İmdadına Koşuyor

Yunan İşgal Ordusunun 24 Haziran 1920 yılında Alaşehir’i işgal edip 27 Ağustos 1920 günü Eşme-Elvanlar hattından Uşak kazasına doğru yürüttüğü istila hareketi üzerine Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Atatürk Çal, Çivril ve Dinar Müdafaa- i Hukuk Başkanlıklarına şu telgrafı çekmiştir:

“Sarayköy istikametinde ilerlemek isteyen düşman durdurulmuştur. Alaşehir ve Elvanlarda (Eşme ilçesi) toplanan düşman kuvvetleri İnay (Ulubey’e bağlı bir kasaba) istikametinde ilerlemeye başlamışlardır. Namus ve fedakârlık gösterme zamanı gelmiştir. İlçenizin bütün silahlı kuvvetlerini toplayarak Karahallı nahiyesine hareketle, mıntıka komutanı Sabri Bey emrinde Uşak istikametinde düşmanın yan ve gerilerini tehdit edecek şekilde 23. Tümene yardımınızı isterim . Çal, Çivril ve Dinar kazaları namuskâr halkının Uşak’taki din kardeşlerine yardım edeceklerinden eminim. Ne kadar kuvvetle hareket edildiği haberini Afyonkarahisar’da bekliyorum. Hepinizi Allah’a emanet ederim. ”

Uşak Kaymakamlık idaresinin tehlike üzerine Bulkaz(Gürpınar) Köyü’ne gelip yerleştiği rivayet olunur. Denizli’nin Çal kazasında Denizli Heyet-i Milliyesi’ne bağlı ve aynı tertipte bir Heyet-i Milliye kurulmuştu. Kuvvacı Çal müfrezesi Avgan, Hasköy ve Paşalar muhitinde Karahallı-Sivaslı-Ulubey bölgesinde sorumluk alması üzerine bir direniş hattı oluşturmaya çalışıyordu.

Kurtuluş Savaşı sırasında Çal Kuvayı Milliyesinin direnişi Çal’ın Yunanlar tarafından işgalini engelledi. Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi’ye Kurtuluş Savaşı sırasında yaptığı hizmetlerinden dolayı İstiklal Madalyası verildi.

Eşkiya mı Köroğlu mu?

Uşak havalisinde asayiş olaylarının doğmasına sebep olan unsurlar arasında eşkiyalar, askerlik ile hapishane kaçakları ve yerli Rumlar bulunuyordu.

Çal Müfrezesinin etki sahasında bulunan Ulubey,Karahallı ve Sivaslı hattında Kuvva-i Milliye örgütlenmesini engellemeye çalışan birkaç eşkiya çetesi ortaya çıktı.

Farklı kaynaklarda Kökez Köyü’nden Şevket ve Mehmet Ali, Tatar Köylü Çomuk Musa ve Kadir,Deli Hıdırlı Köyü’nden Gaddar Mehmet ile beraber hareket ettiği rivayet edilir.

Bu eşkiya gruplarından birisi de “Ayı Veli” isminde bir asker kaçağının liderliğinde hareket eden çeteydi.

Uşak kazası Karahallı nahiyesi Delihıdırlı Köyünden Kökezlioğlu Ayı Veli ve yandaşları Yunan İşgali Öncesi örgütlenmeye çalışan Kuvva-i Seyyare birliklerine karşı gelen, zeybek/efe görünümünde “çalıkakıcı” olarak tabir edilen, ev soyan, yol kesen, hırsızlık faaliyetlerinde bulunan haydutlardı.

Bu acı günlerde, Kuvayı Milliye’nin emrine girip cepheye gitmiş olan akranları savaşırken bu asker kaçağı kabadayılar “efe” ünvanı takınarak eşkiyalık ve zorbalık yapmak için elverişli bir ortam buldular. Çünkü bütün güçler vatan savunmasına ayrılmıştı.

Bu asker kaçağı kabadayılar bölgeyi paylaşmış, soyacakları alanları belirlemişlerdi. Banaz Çayı’nın kuzeyi ve Avgan Köyü çevresi Ayı Veli’nin payına düşmüştü.

 

Ayı Veli Çetesinin Zulmü

Irzlarına saldırılmasından korkan kadınlar, çapalamak için tarlaya, çalı-çırpı,bazı yabani ot ve meyvaları toplamak için koruluklara gidemez oldular. Ayı Veli’nin namuslu kadınları dağa kaldırdığı duyuluyordu. Zaten savaş ve işgal şartları çok ağırdı. Uzun süren savaşlarda yüzlerce şehit verilmiştir. Halk yoksul, sahipsiz, korumasız durumdadır.

 

Birde üstüne bu çalıkakıcı hırsız çetecilerin yükü halkın üstünde büyük bir zulüm olmuştu.

Ayı Veli Çetesi Isparta İstiklal Mahkemesinde Yargılanıyor

3 Şubat 1921 tarihinde Uşak kazasına tabi’ Delihıdırlı köyünden Kökezlioğlu Ayı Veli ve yandaşları” kaçak oldukları üzere gıyaben Kurtuluş Savaşı dönemi kurulan Isparta İstiklal Mahkemesinde yargılanmıştır.

Ayı Veli namıyla tanınan bu eşkiya çetesinin davasında;

  • Jandarma takviye görevlilerinden Nakısoğlu Mehmed
  • Boyacı Alioğlu Yusuf
  • Muharremoğlu Fesli Süleyman
  • Hacı Mustafaoğlu Hacı Nuri
  • Kör Osmanoğlu Hacı Ali
  • Tokooğlu Emin ‘nin adı geçmektedir.


 

Le Petit journal illustré 1926,İstiklal Mahkemeleri İdamlar Konulu haberi

 

İstiklal Mahkemeleri; Kurtuluş Savaşı süresince asker kaçaklarını ve TBMM yönetimine karşı çıkanları yargılamak üzere kurulan ve Cumhuriyet’in ilanından sonra da vatana ihanetle suçlananların yargılanması için varlığını sürdüren devrim mahkemeleridir.

Mahkemelerin verdikleri kararlar kesindi ve temyizi yoktu ve bu nedenle İstiklal Mahkemelerinin hukukla değil keyfiyetle karar verdiği iddia edilmiştir.

Isparta İstiklal Mahkemesi 1920 yılının Ekim ayı içerisinde görevine başlamıştır. Isparta İstiklal Mahkemesinin görev alanı Isparta, Antalya ve Denizli olarak belirlenmiş ancak daha sonra Burdur, Muğla ve Aydın da ilave edilmiştir
Mahkeme görev yaptığı süre boyunca Antalya, Isparta, Denizli, Yalvaç ve Dinar’da yaptığı yargılamalar neticesinde 144 davayı karara bağlamıştır.

Isparta İstiklal Mahkemesi görev yaptığı 18/09/1920 ile 22/02/1921 tarihleri arasında 591 kişiyi yargılamıştır. Bunlardan beşi kadındır. Yargılamaların büyük çoğunluğu firarla ilgili suçlardır. Yargılamalar neticesinde 128 kişi beraet etmiştir. 10 kişiye gıyaben, 8 kişiye ise vicahen idam cezası vermiştir.

Isparta İstiklal Mahkemesi Tutanakları
18 Eylül 1920’de kurulan Isparta İstiklal Mahkemesi’nin 3 Şubat 1921 tarihinde Uşak kazasına tabi’ Delihıdırlı köyünden Kökezlioğlu Ayı Veli Çetesinden yakalananlar hakkında ki karar metninde;


3 Şubat 1921 tarihinde Uşak kazasına tabi’ Delihıdırlı köyünden Kökezlioğlu Ayı Veli Çetesinin yakalanan yandaşları hakkında ki İstiklal mahkemesi karar metni

“Çivril kazasına tabi(?) Karahallı nahiyesinin düşman tarafından işgali sonrası ve Türk Askerinin tahliyesinden sonra 3 Şubat 1921 tarihinde Uşak kazasına tabi’ Delihıdırlı köyünden Kökezlioğlu Ayı Veli ve yandaşlarından oluşan eşkiya çetesinin Karahallı nahiyesine gelişiyle köy ahalisinden teşkil ettikleri silahlı kişiler ile Çivril kazasının Buğdaylı ve Kaykıllı köylerinde Çal müfrezesi tarafından yapılan soruşturma esnasında adı geçen müfrezeye karşı adı geçen eşkiya ile birlikte silahlı direniş ve müfreze üzerine kurşun sıktıkları nedeniyle sanık olarak mahkemeye sevk edilmiştir.

Çivril kazasının Karahallı nahiyesinden ve jandarma takviye görevlilerinden Nakısoğlu Mehmed ve Boyacı Ali oğlu Yusuf ve Muharrem oğlu Fesli Süleyman ve Hacı Mustafa oğlu Hacı Nuri ve Kör Osman oğlu Hacı Ali ve an itibariyle firarda bulunan Tokooğlu Emin’in haklarında yapılan muhakeme neticesinde:

Adı geçen Nakısoğlu Mehmed ve Boyacı Alioğlu Yusuf ve jandarma takviye efradı olarak nahiye merkezinde istihdam olundukları halde düşmanın gelişi sırasında Osmanlı Hükümet onurunu korumak amacıyla başka bölgelere çekilmeyerek nahiye merkezi olan Karahallı nahiyesinde silahlarıyla beraber kalmışlardır.

Düşmanın çekilmesini müteakib düşmana yardım etmiş olan Ayı Veli ve arkadaşlarından oluşan silahlı çetenin, merkez nahiyeye gelişi üzerine ismi geçenler ile Muharremoğlu Fesli Süleyman ve Hacı Mustafa oğlu Hacı Nuri ve Hacı Toko oğlu Emin işbu eşkiyaya hizmet ederek eşkiya marifetiyle toplattırılmış olan hayvanlarla silahlı olarak birlikte ve toplu halde Buğdaylı ve Kaykıllı köylerine giderek cebr ve zor ile ahaliden silah ve hayvan toplamışlardır.

Ayı Veli Çetesi bu suçu işledikleri sırada Çal Jandarma Müfreze Kumandanı Arif Bey kumandasında işbu eşkiyanın takibine memuren gönderilen silahlı birliğe karşı silahla mukavemet ve bir saat kadar Buğdaylı köyünde müfreze üzerine ateş açmışlardır.

Ayı Veli Çetesi mensuplarından yakalananların suçu kabul etmekle birlikte hükümete karşı gelmek amacıyla değil yakalanmamak amacıyla işledikleri ve soruşturma öncesi kayda alınan kişilerin şahitliği ve bunlardan Emin’in an itibariyle kaçak bulunmasıyla anlaşıldığından hareketlerine temas eden Askeri Ceza Kanunnamesi’nin kırk sekizinci maddesinin dördüncü fıkrasına uyarınca ve tutukluluklarının başlangıç tarihi olan 23 Kanunısani 337 (23 Ocak 1921) tarihinden itibaren tutuklu bulunan Mehmed , Yusuf , Süleyman ve Hacı Nuri’nin birer sene müddetle ve burada ki duruşmaya katılmayarak firar etmesi ve an itibariyle eşkiya içerisinde kalmayı tercih etmesi nedeniyle adı geçen kişiler hakkında silahlı suç işlemek suçuyla yakalanacakları tarihten itibaren zikredilen kanunuyarınca tutuklanarak üç sene hapsedilmelerine…..

Diğer sanık Kör Osman oğlu Hacı Ali’nin silahlı ve isteği dışında eşkiya ile giderek çatışmaya iştirak ettiği suçlamasına karşın vicdani rahatlatacak miktarda kuşkuya mahal bırakmayacak delillerin bulunmaması ve işlediği fiil ve hareketin ise eşkiyanın topladığı silahları nahiye belediyesine götürüp teslim etmekten ibaret bulunmasına binaen sanığın beraatine ve başka suçlardan tutuklu değilse salıverilmesine 1 Şubat 337(1 Şubat 1921) ve 24 Cemaziyelevvel 339(3 Şubat 1921 ) tarihinde oy birliğiyle karar verilerek açıkça duyuruldu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi İstiklal Mahkemesi Reisi Hamid Karaosmanoğlu

Ayı Veli Aşık Oluyor

Ayı Veli Çetesi’nin hakimiyet alanı içersinde Avgan Köyü de vardır. Ayı Veli’ye Avgan’da Yunan yanlısı bir kaç aile kılavuzluk yapar, yol gösterir. Köylüden zorla At, para, silah, yiyecek toplar.

Yunan askeri desteğini de yanına alınca iyiden iyiye pervasızlaşır. Zengin ve itibarlı kişilere dost, fukaraya ise iyice düşmandırlar.

Günlerden birgün Avgan’da Yunan yanlısı bir ailenin düğünü vardır. Avgan köylüsü aileye tepkilidir ve düğüne itibar etmez. Düğünde Ayı Veli Çetesi ve Yunan Askerleri baş davetlilerdendir. Davul ,zurna ve oyunlar sürer gider.İzleyiciler köyün gençleri ve çocuklardır.

Ayı Veli düğünde Avgan ahalisinden Serkidikoğlu Çil Recep’in kızı Fatma’yı gözüne kestirir. Dostu Hacamatoğlu’nu kızı babasından istemeye yollar.Aldığı olumsuz cevap üzerine Ayı Veli arkadaşı Paşalarlı Hüseyin’le atlı ve silâhlı olarak harman zamanı kızı kaçırmak için doğu ucundan köye girer.

Avgan Köyü’nün Namusu İçin
Köyün sözü dinlenen yaşlılarından Lütfü(Ural) Efendi ,Ayı Veli’nin önüne geçip;

 “Bu iş kötüye varacak Ayı Veli“ der.

Ayı Veli, bunca hizmetler ettiği köydeki iki manga Yunan askerine o kadar güveniyordu ki kendisini vaz geçirmeye çalışan köyün yaşlılarından Lütfi Efendi’nin üstüne atını sürdü ve onu tekmeleyerek;

“-Çekil len dürzü!! Bu köyün adamı garı gibi,bu köyde benim karşıma çıkacak erkek mi var? “
diye bağırıp meydan okuyarak Koca Cami’ye doğru yoluna devam etti.

Bu olay aynı zamanda köyün tellalı olan Topal Ekiz (Ekiz Hüseyin) gözü önünde olur. Topal Ekiz odundan gelmektedir. Bunlar olurken olayları gören köyün tellâlı köy meydanına koşarak ;
“-Ayı Veli köyü basacak kaçınn…..” diye bağırır.

Ayı Veli kendisine ve bunca hizmetler ettiği köydeki iki manga Yunan askerine o kadar güveniyordu ki,
“-Bu köyün erkekleri karı gibi. Karşıma çıkacak erkek yok” diye bağırıp meydan okuyarak Koca Cami’ye doğru yoluna devam etti. “


Ayı Veli Koca Camii yanında bulunan Konağıntaşı mevkiindeki Hacamatların köy konağı(günümüzde Kuran Kursu) önünde durur. Serkidikoğlu Çil Recep’in evine doğru bakmaktadır.Fatmaların evi caminin dibindeydi çünkü. Sevdiği Fatma kızı görmeyi umut etmekteydi.

Ayı Veli’ye Pusu Kuruldu

Avgan Köyü’nün bıçkın delikanlılarının kanına dokunmuştur ,bu meydan okuyuş. ….Ayı Veli durdurulmaz ise kim bilir hangi rezaletler olacaktır. Plan kurulur ve bir grup delikanlı pusuya yatar. Gençler babalarının zulasında buldukları 2 adet kırma tüfek ile pusatlanmıştırlar.

Köyde Koca Camii yanında  “Konak’ın Taşı”olarak bilinen mahalde Hacamatlar Köy Konağında;

  1. Kara Ahmet,
  2. Süzek’in Kara Mehmet,
  3. Müdürün Ali,
  4. Yorganyakan Mümin,
  5. Zalaların Mehmet 

pusudadır.

Ayı Veli denen bu Yunan yalakası eşkiyanın köyün namusuna göz koyması gençlerin kanına dokunmuştu. Haddini bilmez eşkiyaya haddini bildirmek zamanıydı…

Avlunun Ayı Veli’ye bakan batı bahçe duvarı yığma taştan yapılmıştır. Ayı Veli ve Paşalar Köylü Hüseyin Hacamatların köy konağı önünde durmaktadır.

Köy Konağının duvarında ki delik yarıktan dışarısı görülmektedir.Yığma bahçe duvarından silah namluları eşkiyaya dönmüştür bile…

Hedefte iki atlı eşkiya Ayı Veli ve Paşalar Köylü Hüseyin vardır. Paşalar Köylü Hüseyin daha o gün eşkiyalığa başlamıştır ve bu ilk işidir.


Köy konağına mevzilenen bu 5 gençte 2 adet silah vardır. Biri Köy konağının oda duvarında ki yarıkta ,diğeri ise bahçe duvarının ardında mevzilenmişti.

Köy Konağının bahçe duvarına mevzilenen Kara Ahmet; “-Ayı benim öteki sizin” diye bağırarak basar tetiğine..


Silahların patlamasıyla birlikte Ayı Veli ve Paşalar Köylü Hüseyin atlarından aşağıya devrilirler.

Ayı Veli Linç Edilicek

Paşalar Köylü Hüseyin hemen oracıkta ölmüştür. Fakat Ayı Veli bacağından vurulup eski tanıdığı Hacamatoğlu’nun evine sığınır.
Gençlerin mevzilendiği Hacamatların Köy Konağı ismini Hacamatoğlu Sülalesinden almıştır.Bu konağı inşa eden Hacamatoğlu ailesi ibadesi ve iaşesiylede ilgilenmektedir. Hacamatoğlu ailesinin evi köy konağının tam karşısındadır.
Ayı Veli ile eskiden beri tanış olan Hacamatoğlu ateş edenlere mahsustan “-Yapmayın etmeyin” diye bağırarak Ayı Veli’nin yanına koşarak onu merdivenlerden aşağı itiverir.

Yunan Askeri çıkan arbedeye müdahale etmek konusunda aceleci değildir. Onların bütün derdi köyde silah bulundurmayı ve taşımayı yasak etmelerine rağmen silahların ortaya çıkmasıdır. Olay yerine geldiklerinde gençler köy dışına çıkmıştır bile… Yunan Askeri gençleri takibe geçtiyse de yakalayamadılar.

Olan bu çatırtıya bir an da epey bir kalabalık toplanmıştır. Ahali kızgındır ve yaralı Ayı Veli hedeftedir. Köyün namusuna göz diken bu hain cezalandırmak için önce köyün kadınları hücum eder Ayı Veli’nin üzerine..

 
 
 

 

Erkekler fal taşı gibi açılmış gözlerle uzaktan seyretmeyi, öfke krizindeki kadınların işine karışmamayı tercih etmişlerdi.

Kazma, kürek ve taşla Ayı Veli’yi linç etmeye girişen kadınlara bir müddet sonra erkeklerde katılır. Ayı Veli kanlar içinde: “-Su, su, bir yudum su, kurtarın beni.” diye bağırır. Avgan ahalisi: “-Bok iç! Allah de, Allah de” diye bağırır.

Avgan muhtarı Kösükkayaoğlu Mehmet Çavuş’un buldurduğu bir kağnıya Paşalar Köylü Hüseyin’in cenazesi konulu.Kağının ardına Ayı Veli bağlanarak sürüye sürüye Muhtar Odası olan “Hacı Reşitler”in odaya götürülür. Ayı Veli hala baygın bir halde su istemektedir.

Ayı Veli, son nefesini Hacı Reşitler”in köy konağının damında  verir. Avgan köylüsü namusu uğruna neler yapabileceğini göstermiştir.

Ayı Veli Mezarı

Ayı Veli ve Paşalar Köylü Hüseyin isimli bu eşkiyanın leşini ortadan kaldırma işi dönemin Avgan muhtarı Kösükkayaoğlu Mehmet Çavuş’a kalır. Gün kararmaktadır. Öğle vakti başlayan eşkiya avı yeni bitmiştir. Muhtar Kösükkayaoğlu Mehmet Çavuş , Hatıplar(Turalar)’ın Deli İbrahim’i çağırarak;

“İbrahim paranı veremde bu iki leşi götürde Erenler Çamının yanında Ballık Boğazına Gömüver“ der.


Hatıplar(Turalar)’ın Deli İbrahim,ikisine bir çukur açarak birlikte gömer,Ayı Veli ve arkadaşını…. Leşleri gömdüğü günün akşamı Deli İbrahim bir rüya görecektir. Rüyasında Ayı Veli’nin yandaşı Paşalar Köylü Hüseyin ;
“-Al çıkar beni bu pis herifin yanından, istemiyorum bunun yanında olmak.”der.

Deli İbrahim uyanır uyanmaz mezara giderek Paşalar Köylü Hüseyin’in cenazesini çıkararak hemen yanına kazdığı çukura defneder.

Günümüzde hala bu iki hainin mezarının bulunduğu mevki “Ayı Veli Mezarı”diye bilinmektedir.

Yunan Askeri çatışma sonrası köylüyü sorguya alır. Tek tek sorgulama yaparlar; Silah bulundurmayı yasakladıkları halde bu gençler silahları nereden bulmuştur? Yoksa Kuvvacı mıdırlar? Bu beş gencin ismi nedir?

Bu sorgu aslında laf olsun diye yapılmaktadır. Köyde ki Yunan yanlısı aileler çoktan bu bilgileri vermiştir.

Ayı Veli Olayı üzerine Ayı Veli’nin yoldaşı Yunan yandaşı Kökezli Şevket Avgan’a gelir. Arkadaşı Ayı Veli’yi öldürenlerden hesap sorma peşindedir. Yunan Askeri’ni de yanına  alarak takibe başlarlar. Ayı Veli’yi haklayan 5 genç çok geçmeden yakalanırlar.

Yakalanan beş genç Avgan Köyünün merkez camilerinden Koca Cami’ye getirilerek ayaklarından cami kirişine asılırlar. Günlerce işkence edilerek yapılan sorguda;

“-Ateş ettiğiniz silahlar nerede?
 -O silahları Mustafa Kemal’e mi yollayacaksınız?”….v.s. gibi sorular sorulur.


Kökezli Şevket ve adamlarının ise dertleri başkadır. Gençlere işkence sırasında ; “-Bir daha bize ve adamlarımıza el kaldıracakmısınız” diye vurmaktadırlar.

Gençlerin kanlarından Koca Cami ortasında küçük bir göl meydana gelmiştir. Gençlerin Yunan işkenciler elinde kırılmadık kemiği kalmamıştır. Bilinçleri kaybolmak üzeredir. Yunan Askeri ;“tek bir silahın olduğuna ve cinayetin namus meselesi olduğuna “ikna olmuştur.

Bu beş gencin yaraları ve kırıkları aylarca hamurlara sarılarak iyileştirilebilmiştir. Uşak ve havalisinden süren Yunan İşgali 2 Eylül 1922 de son bulmuştur.

Ayı Veli Olayı; Anadolu köylüsünün namusu, şerefi ve vicdanı uğruna canından geçebileceğinin birçok örneğinden sadece biridir.

Ve dahi “Şeref” le Bitirilmesi gereken en ağır görev “HAYATTIR”

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir