Uşak Kent Tarihi Müzesi’nin Dünyaca Ünlü Bir Heykeltraş’ın Eserine Ev Sahibliği Yaptığını Biliyormuydunuz?

Uşak Kent Tarihi Müzesi’nde kuruluş tarihi olan 1 Eylül 2013 ten beri sergilenen kent hafızasında önemli yer etmiş “Atatürk Büstü “ nün yan kısmında dünyaca ünlü bir heykeltraşın imzası bulunmaktadır.

Bu  imza öyle bir isme aittir ki; yaşadığı döneme derin izler bırakmış dünyaca ünlü bir sanatkarın eseridir.

Canonica Tarafından Yapılan Atatürk Büstünün Uşak ‘ta ki Geçmişi Nedir?

Cumhuriyetin ilk yıllarında Kütahya vilayetine bağlı Uşak kazası için yaptırılan Atatürk Büstü dönemin kent meydanı olarak kullanılan Cumhuriyet Meydanına dikilmiş.

Büstün hangi belediye başkanı döneminde yapıldığı bilinmemekte beraber 1929 yılında belediye başkanı olan Haşim Tekin Bulkaz zamanında Uşak‘a kazandırıldığı söylenebilir.

Bu konuda Ali Rıza Oktay’ın “Bir Ömür Böyle Geçti” isimli anılarında ;
“Uşak Belediyesi 1928-1929 yıllarında çarşı içinde küçük bir alanda Atatürk’ün bir büstünü dikecekti.Kaidenin etrafını Kütahya çinileriyle süsleyeceklerdi.Belediye reisinden orta kısmını bana ayırmalarını istedim ve bu taslağı gösterdim.Memnuniyetle kabul ettiler.Ölçüye göre Ata’nın Kocatepe’de ki sonradan meşhur olan düşünceli ve elinde sigara ile kabartmasını yaptım.Üst kısmına da muzaffer Türk bayrağını koydum.Evvela çamurla işlenmiş ve sonra alçı ile dökülmüştür.1955 yılında hala orada duruyordu.” diye bahseder.

Kemali Söylemezoğlu 1951 Uşak arşividen Cumhuriyet Meydanı

Bu “Atatürk Büstü”nün üstünde dünyaca ünlü bir heykeltraşın biyoğrafisi oluşturulurken müzemizde ki bu büst yaptığı eserler listesine girmemiştir.

Canonica ‘nın Atatürk Büstü Kaldırılıyor

Bu Atatürk Büstü,1929 yılında Uşak kent meydanı olarak işlev gören Cumhuriyet Meydanına dikilerek 1956 yılında yapılan Valilik binası önüne “Atatürk Heykeli”yapılmasına kadar orada kalmıştır.


Oğuz Ersoy arşivinden

Uşak Cumhuriyet Meydanında Havuzlu Parkın yakınlarında bulunan Atatürk büstünün önünde 1929 yılından 1965 lere kadar milli bayramlarımız kutlanmış,törenlere katılan okulların ve kuruluşların çelenkleri büstün kaidesi önüne konulmuştur.

1965 yılında heykeltraş Gürdal Duyar tarafından yapılan yeni Atatürk Heykeli Uşak hükümet binasınının önüne konulunca Cumhuriyet Meydanındaki büst, bir süre sonra kaldırılmışır.

Heykeltraş Gürdal Duyar’ın 1965 yılında yaptığı eser

Büstün kaldırıldıktan yıllar sonra Uşak Kent Tarihi Müzesi’ne konulması da ilginçtir:

Belediye 1970’li yıllarda Cumhuriyet meydanını yeniden tanzim ederken büstü de kaldırır.Büste Gazi Kemal ilkokulu talip olur ve okul bahçesine konulur.Uzun yıllar okul bahçesindeki törenler bu büstün önünde yapılır.Daha sonra bir öğrenci velisi yüzbaşı okul müdürüne daha büyük bir büstün konulmasını teklif eder .Altın sarısı renkteki yeni büst kaideki yerini alırken eski büst de okulda kullanılmayan bir merdiven altına konulur ve unutulur.

Canonica ‘nın Atatürk Büstü Ortaya Çıkıyor

2013 yılında 1 Eylül tarihinde Uşak Kent Tarihi müzesi açılır.Müze açılışı sırasında çalışan araştırmacı öğretmen Yaşar Kayacık  müze görevlilerinden Haydar Doğan’a mutlaka müzeye konulması gereken Canonica’nın büstünden söz eder.
Haydar Doğan ‘a basın dahil kendi adından hiç bahsetmeden belediye ve Milli Eğitim Müdürlüğünde teşebbüslerde bulunmasını ister.Bu bürokratik işlemler yapıldıktan sonra büstün kent müzesine konulması için gerekli işlemler yapılır.

Büst Gazi Kemal Okulu’ndan alınarak bir heyet tarafından temizlenir.Gazi Okulundayken boyanmış olan yüzeyi dikkatle kazınır ve büst Bronz olarak ve yan tarafında Canonica yazısıyla ortaya çıkmış olur,müzede hazırlanan yere konur.


İşte O Dünya’ca ünlü heykeltraş  için denebilir ki;

  • Pietro Canonica Müzesi

    Museo Pietro Canonica


    O heykeltraş ki; ömrünün son günlerini geçirdiği Roma’nın ihtişamlı Pincio Parkı’nda Villa Borghese yakınında bulunan “La Fortezzuola” ismini verdikleri tarihi villa “ Museo Pietro Canonica a Villa Borghese/Villa Borges Pietro Canonica Müzesi olarak düzenlenmiş. Bu müzede Türkiye’deki eserleri için yapılan taslaklar önemli bir yer tutar. Sanatçı, Roma şehrinin izniyle Villa Borghese Parkı’ nın içindeki tarihi bir yapıyı ev ve stüdyo olarak kullanma ayrıcalığını elde etmiş ve hayatının sonuna kadar orada yaşamıştı. Evini kendisinin, o dönemin ve içinde bulunduğu sosyal çevrenin ruhunu yansıtacak şekilde döşedi. Ölümünden sonra evi, müze haline geldi.
  • O heykeltraş ki; İtalyan Cumhurbaşkanı Einaudi, onu “sanat sahasında gösterdiği büyük başarılar ile vatanına yaptığı hizmetten dolayı”, ömür boyu senatörlüğe ( per avere illustrato la Patria con altissimi meriti nelcampo dell arte ) atamış.
  • O heykeltraş ki; Uşak Cumhuriyet Meydanına dikilen Atatürk Büstü, İstanbul’da Taksim Meydanında yer alan Cumhuriyet heykeli ,İzmir Konak Meydanında ki Atatürk Anıtı, Ankara Etnoğrafya Müzesi ve Sıhhıye Meydanında ki Atatürk heykellleriyle bir döneme damgasını vurdu. En iddialı eseri Taksim Meydanı ortasında yapılan Cumhuriyet Anıtıdır.
  • O heykeltraş ki; heykel sanatına yabancı olan Türk çevresinde yarattığı eserler, bu sanat türünün sevilmesine, anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Notlarından anlaşıldığına göre de bu sanatkâr Atatürk’e büyük bir hayranlık duymuş, Anadolu toprağını ve onun insanını samimi olarak sevmiştir.
  • O heykeltraş ki; üslûp bakımından, klâsik tarzda çalışan bir heykel ustasıydı onun için yirminci yüzyılın modern anlayışa giden sanat akımına hiçbir vakit girmemiş ve girmek istememiştir. Böylece eserlerinde, halk kitlesinin isteklerini cevaplamış ve hayallerde yaşatılan kişileri mermer veya tunç olarak ebedileştirmiştir.
  • O heykeltraş ki; Türkiye’de eser veren İtalyan sanatkârların sonuncusudur.

Bu Dünyaca ünlü heykeltraş Pietro Canonica dır.

Onu tanıtmadan önce 1922 yılı sonrası yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ nin ” Anıt Heykel” sevdasına bir bakalım;

Anıt Heykel Modası

Kanuni’nin Sadrazamı Pargalı İbrahim’in heykel merakı ve Sultan Abdülâziz’in küçücük bir heykelini yaptırması istisna tutulursa, Osmanlı’da heykel geleneği yoktur.
Türk İstiklâl Savaşı’nın zaferle kazanılıp, Lozan’da siyasi bakımdan da tescil edilmesinden sonra yeni Türk devleti, bir yandan Lozan Barış Antlaşması’ndan arta kalan sorunları çözmeye, diğer yandan da, kurucusunun ifadesiyle “muasır medeniyet seviyesine çıkmak” için inkılâplar yapmaya başladı.

Mustafa Kemal, 22 Ocak 1923’ te Bursa’da Şark Sineması’nda yaptığı konuşmada; İslâmiyet’te ki heykel yasağının puta tapıcılığa dönme korkusundan kaynaklandığını belirterek “Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin icab ettirdiği şeyleri yapmaz, itiraf etmeli ki o milletin tarîk-i terakkîde (ilerleme yolunda) yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, esvaf-ı hakikiyesiyle (hakiki nitelikleriyle) mütemeddin (medeni) ve müterakki (ileri) olmaya layıktır ve olacaktır” demişti.

Bu konuşma ülkenin dört bir yanında Cumhuriyet’in devrim ideolojisinin bir aygıtı haline gelen çoğu ‘Atatürk’ heykeli olan anıtların dikilmesinin miladı olur.

Kurucu elitin ve Atatürk’ün devrim süreçlerine hâkim olduğu süreçte resmî ideolojiyi yaygınlaştırmada Atatürk heykellerine büyük önem verildiği görülmektedir.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yapılan anıt heykelleri bir yandan modern şehircilik anlayışının gereği öte yandan devlet ideolojisinin hakimiyet sembolü olarak görülür.O dönemin Anıt heykel merakının arkasında; yeni devletin siyasal güç ve varlığını görsel olarak sunmak bu yolla da toplumun devlete karşı güven ve inancını pekiştirmek amacı bulunuyordu.

Dumlupınar Anıtı

Cumhuriyet Dönemi’nin ilk heykeli, 30 Ağustos 1924’te bizzat Mustafa Kemal tarafından açılan Dumlupınar’da ki sembolik Mehmetçik anıtıdır. Mimar Kadir ve taşçı ustası Hikmet’in eseri olan anıt, bir hayli başarılı olmasına rağmen, Cumhuriyet’in heykel sanatı yabancı sanatçılara havale edilecektir.

İstanbul Belediyesi tarafından 1925 yılında uluslararası bir heykel yarışması düzenlenir.

Türkiye’de ilk Atatürk heykeli, cumhuriyetin ilanından sadece üç sene sonra Ankara’da İngiltere ile Musul meselesi tartışılırken, İstanbul’da, Sarayburnu’na, yani Topkapı Sarayı’nın hemen altına İstanbul Belediyesi tarafından 1925 yılında uluslararası bir heykel yarışmasını kazanan Avustralyalı heykeltıraş Heinrich Kripel’e yaptırılarak 3 Ekim 1926’da dikildi.

Musul meselesinin Türkiye aleyhine sonuçlanmasına çok üzülen Atatürk, Sarayburnu’na dikilen heykeli için; “Muhterem İstanbul Halkının ilk defa heykelimi dikmek suretiyle gösterdiği yüksek kadirşinaslıktan ve resm-i küşat münasebetiyle hakkımda izhar buyurulan necip hissiyattan dolayı samimi teşekkürlerimi arzederim. Sözün bundan sonrası heykeltıraşlarındır.” diye beyanet vermiştir.

Üstelik Mustafa Kemal “Anıtlar diktirdiğimi, etrafımda büyük propagandalara hoşgörü ile davrandığımı görenler beni bencil sanacaklardır. Ben kendi şahsımda ideallerimi unutulmaz kılmak istediğim için unutulmak istemiyorum” diyerek, bu girişimlere destek verecektir.

Canonica Türkiye’de

Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekaleti 1926 yılında Uluslararası düzeyde bir Heykel yarışması daha düzenleyecek ve İtalyan Heykeltraş Prof. Pietro Canonica kazanacaktır.

İtalyan Dışişleri Bakanlığı’nın isteği ve Güzel Sanatlar Müdürlüğünün ısrarı üzerine bu yarışmaya katılan Prof. Pietro Canonica; o dönemin dünyaca tanınan ünlü heykeltraşları arasındadır.

Pietro  Canonica ‘nın Hayatı
İtalyan heykel sanatkârı Pietro Canonica 1869 yılı 1 Martında kuzey İtalya’da Torino’da dünyaya geldi.

Heykel sanatını Torino’da Academia Albertina’da Tabacchi ve Gamba gibi hocaların yanında yetişerek öğrenmiş, Torino’da ve Milano’da 1890 ve 1891’de düzenlenen Sanat sergilerine mermer ve bronz heykeller ile katılmıştır.
Eserleri hakkındaki listeden öğrenildiğine göre, ilk olarak 1885 yılında her biri ikişer metre boyunda üç heykeli Villanova Mondavi’de San Lorenzo kilisesine konulduğunda on altı yaşında bulunuyordu.

Bilhassa gerçekçi bir üslup ile kendisini belli eden bu eserlerinden, mermerden Dopo ile Roto adlı olanı 1893’de Paris’te ödüllendirilmiştir.

Canonica Türkiye’ye gelmeden evvel ;Rusya,Vatikan,İtalya,Romanya…vs devletlerde devlet başkanlarına heykeller yaparak büyük bir şöhret kazanmıştı.

St. Petersburg’da ki Çar II. Alexander heykelini, Bağdat’ta ki Irak Kralı Faysal heykelini, Caracas’ta ki Güney Amerika’nın bağımsızlık kahramanı Simon Bolivar’ın heykelini, Buenos Aires’te ki Arjantin Başkanı Alcorta’nın heykelini ve Bükreş’teki Romanya Kralı Michele Antonescu’nun heykelini yapmıştır.

Pek çok aristokratın ve İngiliz Kraliyet ailesi mensuplarının heykellerini yapan sanatçı; büstler, heykeller yapmak üzere Avrupa’ nın hemen hemen tüm saraylarından davet aldı.

Canonica; heykel sanatında yeni klâsikçilik akımın etkisinde insan psikolojisi üzerindeki derin hakimiyetini büyük bir incelikle bağdaştıran eserleriyle tanınmıştı. Özellikle atlı heykellerdeki ustalığı ona ün getirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Hariciye Vekaleti’ nin 1926 yılında Uluslararası düzeyde bir Heykel yarışması açmasıyla İstanbul’ a gelen sanatkar Canonica; Yarışmayı kazandıktan sonra Atatürk ile tanışmış ve ilk deneme olmak üzere bir büstünü yapmıştır. Bu büstün yapımı sırasında Atatürk canlı modellik yapmış ve sanatçıyla yakın bir ilişki kurarak samimiyet tesis etmişti.Dört günde tamamlanan bu büst Atatürk tarafından beğenilmişti.

Sanatkar Ankara’da Atatürk ‘ün heykellerinin taslağını tamamlayarak Torino’ ya dönmüş ve burada Atatürk ‘ün Etnografya Müzesi önündeki atlı, Zafer meydanındaki ayakta heykellerini tamamlamıştır.

Sonra yeniden İstanbul’ a gelen Canonica , İstanbul’da Taksim meydanında dikilecek olan Cumhuriyet Anıtı’ nın yarışmasını kazanmıştır.

Canonica, İsmet İnönü’nün de bir büstünü yaptıktan sonra içine Kayseri, Tokat, Sivas, Samsun’u alan bir Anadolu seyahatine çıktı. Tekrar Ankara’ya gelen Canonica , bu defa İzmir’e gitmiştir. Hatıralar burada bitmektedir. Canonica’ nın İzmir seyahati sırasında Uşak’a uğrayarak Cumhuriyet Meydanı’na dikilen Atatürk büstünü yaptığını tahmin etmek mümkündür. Lakin hatıratında Uşak’tan bahsetmemektedir.

Dul eşi tarafından Canonica’ nın eşyaları arasında bulduğu mektup içeriği itibariyle Türkiye ile ilgilidir.
Bu mektup, Canonica tarafından İtalya’ nın faşist diktatörü Mussolini’ye yazılmıştır. Canonica, Mussolini ile yazışmalarından anlaşıldığı kadarıyla Türkiye’ye bir heykeltıraştan ziyade bir raportör bir ajan olarak gelmiş gibidir .

Öğrenildiğine göre, bu mektup, Canonica tarafından, o sıralarda adını Avrupa politikasında yeni duyurmaya başlayan Benito Mussolini ’ye gönderilmişti.

İtalya’nın o yıllarda bütün devlet mekanizmasını elinde tutan Mussolini ile Canonica arasında bir yakınlık olduğu bu mektuptan da anlaşılmaktadır. Sanatkâr bu mektubunda, daha doğrusu raporunda yeni Türkiye hakkındaki görüşleri ile birlikte tanımış olduğu Atatürk’ün kendi üzerinde bıraktığı tesirleri de aktarmaya çalışmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’ nin durumu Canonica tarafından, İtalyan Devlet adamı ve diktatörü Mussolini’ ye anlatılmaktadır. Hatta belki de kendisi, Türkiye’ye giderken böyle bir rapor yazmakla görevlendirilmiş olabilir.

Canonica Anadolu seyahati hakkında ise hatıratında ;”İsmet İnönü’nün büstünü bitirdikten ve Ankara’da ki başarıdan sonra, anıtlar yapmam için davet edildiğim Sivas, Samsun ve İzmir’ e gitmeye karar verdim. Çok işim olduğundan yeni işler almaktan çekiniyordum; ama, bana araba ile bütün Anadolu’ yu kat ettirecek yolculuk ilgimi çektiğinden davetleri kabul ettim. Hükümet , bana, eşlik etmesi ve seyahatim süresince yardımcı olması için bir tercüman ve rehber vermişti. Ülkeyi daha iyi tanıyabilmek için Ankara – İzmir arasındaki uzun mesafeyi, 36 saatte otobüsle katettim. Yol arkadaşım, bana rehberlik yapan bir tarım mühendisiydi. Araziye ilişkin olarak daha önce söylediğim çölümsü, kayalık ve susuz ifadelerini bu bölge için de tekrarlayabilirim.” diye anlatır.

Sevr antlaşması sonrası paylaşılan Anadolu’ya göz diken İtalya ile Kurtuluş savaşı sonrası ilişkiler yumuşamaya başlamıştı. Yeni dönemin enerjik, idealist fakat bir o kadar da hâyâlperest lideri olarak ön plana çıkan Benito Mussolini’nin, Türkiye coğrafyasına dönük siyaseti nedeniyle, iki ülke ilişkileri bir türlü istenen düzeye gelmedi. Türkiye için en büyük tehdit olarak kabul edilen İtalya ile ilişkiler Atatürk döneminde hep mesafeli ve kuşkulu bir tavırla sürdürüldü.

Türkiye’de 1920’li ve 1930’lı yıllarda heykel siparişleri ağırlıklı olarak belediyeler ve üst merciler ya da (büyük kentler durumunda) vilayetler tarafından veriliyordu. Kaynaklarda zaman zaman her iki idari merci de heykellerin siparişçisi olarak anılır. Pietro Canonica’nın Ankara’daki iki Atatürk heykelinin ödemesi Maarif Vekâleti tarafından yapıldı. Güven Anıtı’nı ise ülkenin vilayetleri finanse etti. Ankara’nın katkı payı 29.000 Türk Lirası’ydı, ki bu miktar 1934’de belediyenin bütçesinin % 12’sini oluşturuyordu.

Yabancı heykeltıraşların ülkeyi heykellerle donattığı günlerden birinde, Ahmet Haşim, başka bir kültürün yetiştirdiği bir heykeltıraşın Cumhuriyet’in temel ilkelerini coşkulu bir dil ve duyguyla yansıtamayacağını, “eğer milli heykel sanatçımız yok diyorsak, büyük anıt ve heykel dikilecek yerde, bugün için bir mermer kütlesi ya da bir külçe bronz koyalım ve altına ‘Türk sanatçısı yetişinceye kadar’ diye yazalım” der.

Heykeltıraş Kenan (Yontunç) Bey de, “Paşam izin verirseniz sizin heykellerinizi biz Türk sanatçıları yapalım. Güzel sanatların bu dalında biz çok yeniyiz, henüz yetişmedik. İlerde yetişecekler, içlerinden gelecek sevgiyle sizi ebedileştireceklerdir. Mesela bizim ediplerimiz, şairlerimiz zayıftır diye bu büyük hamaset destanını D’Annunzio’ya mı yazdıralım?” deme cesareti gösterir.

Bu tür müdahalelere ne tepki vereceği pek belli olmayan Mustafa Kemal’in, yanında bulunan Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’e “Çocuk doğru söylüyor Necati Bey! Bu işi durdurun, bizimkiler yapsın” diye emir vermesi, Türk heykeltıraşlarının işin içine daha çok girmesine yardımcı olacaktır.

Türkiye’de Atatürk heykellerinden hoşlanmayan bir kesim her zaman mevcut oldu ve heykeller gücü ancak metalden bir objeye yeten bir güruhun hedefi haline gelip saldırılara uğradı.

Türkiye heykel tahripleri ile 1950’de, Demokrat Parti’nin iktidarının ilk günlerinde Ticani tarikatinin mensupları sayesinde tanışmış, heykellere saldırılar 1951’in ortalarına kadar sürmüş ve tarikatin lideri Kemal Pilavoğlu’nun mahkûm edilmesi ile bir anda son bulmuştu.

Türkiye’de Müslüman-Hristiyan çatışması çıkartmak artık mümkün olmadığı için bugün “Atatürkçü-muhafazakâr” gerilimi yaratmaktan medet umuluyor ve heykeller bu işe vasıta ediliyordu.

Elbette Atatürk heykeli yapma furyası hiçbir zaman bitmemiştir. İdeoloji esas olduğu için estetik kaygılar ikinci plana atılmışsa da son yıllarda ortaya öylesine korkunç heykeller çıkmıştır ki, büyüklerimiz Atatürk heykellerini, Türk Standartlar Enstitüsü’nün 23 Mart 2004 tarih ve TS 13074 numaralı kararı ile standarda bağlama ihtiyacı duymuşlardır.

Nazım Hikmet Anıt Heykel Sevdasını Anlatıyor
Şair Nazım Hikmet 1940’lı yıllarda sürgünde yazdığı Memleketimden İnsan Manzaraları adlı epik şiirinde, heykelleriyle birlikte modern şehrin, tren garından şehre götürülen bir grup mahkum üzerinde yarattığı etkiyi etkileyici bir dille anlatır:

Yığın yığın
kat kat mermer
beton ve asfalt
Ve heykel
ve heykel
ve heykel,
insan yok fakat…

Şiirde bu bölümün sonunda şehir ile şehrin etrafındaki uçsuz bucaksız bozkır arasındaki keskin tezada işaret edilir:

“Şehir ile bozkırın kavgasına bak.”

KAYNAKÇA
  • Aslı, Korur, Cumhuriyetin İlk Onbeş Yılında Türk Resim ve Heykel Sanatı, Ankara Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Yüksek Lisans Tezi, 2008
  • Gezer.H, Berk,N. 50 Yılın Türk Resim ve Heykeli, İş Bankası Kültür Yayınları, 1973
  • Gezer, Hüseyin, Cumhuriyetimizin 50 Yıllık Döneminde Türk Heykeli, Kültür ve Sanat 2, 1973
  • Zeynep Yasa Yaman, “Cumhuriyet’in İdeolojik Anlatımı Olarak Anıt ve Heykel (1923-1930)”, Sanat Dünyamız, Yapı Kredi Yayınları, Kış 2002, S. 82, s. 155-169;
  • Neşe G. Yeşilkaya, “Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te Anıt-Heykeller ve Kentsel Mekan”, aynı yayın, s. 147-153;
  • Fatma Akyürek, “Cumhuriyet Döneminde Heykel Sanatı”, Cumhuriyet’in Renkleri ve Biçimleri’nin (Yay. Haz. Ayla Ödekan) içinde, Tarih Vakfı Yayınları, 1999, s. 48-59;
  • Semavi Eyice, Atatürk ve Pietro Canonica, Eren Yayıncılık, İstanbul, 1986
  • Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, Kırmızı Yayınları, 2008, s. 123-130.
  • ATATÜRK DÖNEMİ VE SONRASINDA TÜRKİYE-İTALYA İLİŞKİLERİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER Prof. Dr .Mevlüt Çelebi
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir