Uşak Hacı Efe Camii Tarihçesi Nedir?

Uşak Merkez Mahallelerinden Elmalıdere Mahallesi 1.Keser Sokak adresinde bulunan günümüzde “Hacı Efe Camii” ismiyle bilinen tarihi camii ;21 Mart 1909 yılında yapımına başlanıp 18 Ocak 1912 yılında ” Musacık Camii” ismiyle ibadete açılmış küçük bir mahalle camiidir.

Kuvvetle muhtemel; 1892 yılında Musacıkoğlu Hacı İbrahim Ağa nam-ı diğer Hacı Efe tarafından yaptırılan camii,1894 yılında Uşak‘ın üçte ikisinin yanmasıyla sonuçlanan “Koca Yangın”da zarar görüp;Hacı Efe İbrahim Ağa’nın oğlu Süleyman tarafından 1907 yılında kurulan vakfın topladığı bağışlarla yeniden ayağa kaldırılmıştır . 1950-55 yılar arası büyük bir tadilat yapılarak tarihi dokusunu kaybederek günümüzdeki haline gelmiştir.

Hacı Efe Camii Vakıf kaydında ; 1912 tarihinde Sultan Abdülhamit yardımıyla yapılması nedeniyle Sultan Hamid Eseri anlamında “Mamürat-ül Hamid Cami” olarak  geçmektedir.

Hacı Efe Camii’nin Tapu Kayıtlarında ki bilgiler nelerdir?

Hacı Efe Cami’nin 20.03.1989 tarihli tapu sureti

Hacı Efe Cami’nin 20.03.1989 tarihli tapu suretinde;

“Aybey Mahallesi Keser-Akça sokak 29.30Ş.b. pafta, 1086 ada,15 parselde 165 m2 lik bir alana kurulu olarak kayıt altına alınmakla beraber aynı kayıtta arazinin insi açıklamasında” Bodrumlu kargir bir katlı Hacı Efe nam-ı diğer Musacık Cami ve Müştemilatı “

olarak kayıt düşülmüştür.

Hacı Efe Cami’nin bulunduğu muhit yapıldığı dönemden 90’lı yıllara kadar Aybey Mahallesine bağlı iken günümüzde Elmalıdere Mahallesine bağlı olmakla birlikte ,caminin bulunduğu sokakta isim değiştirerek Akça sokak iken 1.Keser sokak olarak isim değiştirmiştir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Kayıtlar Arşivi (VGMA)’nda Hacı Efe Camii

Görüldüğü üzere aktarılan rivayetlerde birbiri ile çelişen ifadeler mevcuttur. Çelişmeyen hakikate ulaşmak ancak Osmanlı Arşiv Evrakı içinde bulunacak bilgilerle mümkün olacaktır. O halde Osmanlı Vakıflar Arşivine bir göz atalım:

Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Kayıtlar Arşivi (VGMA)’nde bulunan 2305 numaralı Uşak Vakfiye Fihristi Defteri ’nde; cami yapmak amacıyla kurulmuş “Musacıkoğlu Hacı İbrahim Ağa ibni Süleyman’ın 1000 Guruş Nükûdı Vakfı” MA.602-151/252 sıra numarası  ile 16.06.1907/Pazar tarihinde kaydedilmiştir.

Musacıkoğlu Hacı İbrahim Ağa ibni Süleyman Vakıf Senedi

VGMA, Mücedded Anadolu: 602, sayfa 151 sıra: 252

Hulâsa-i Vakfiye: 2201

Esas: 194,

Sayfa: 178,

Sıra: 797İşbu vakfiye Mahkeme-i Evkafın 28 Safer 1327/21 Mart 1909 tarihli ‘ilâmı üzerine 28 Muharrem 1330/18 Ocak 1912 tarihinde sudûr iden irâde-i ‘aliyye mûcebince kayd olunmuştur.

Uşak Naibi Mustafa Âsım

Vakıf-ı ismiyle hâyrât ve Müberrat-ı mahal ve mevâkı‘ı:

Kütahya Sancağı dâhilinde Uşak Kazasının Aybek (Eybek) Mahallesinde hükumet civarında kain Mamüretü’l Hamid Cârai-i Şerifi için Mahalle-i mezkur ahalisinden ve eshab-ı hayrattan (Musacık-oğlu) Hacı İbrahim Ağa ibn-i Süleymanın 1000 Kuruş Nakit Vakfı

Atik(Eski) Esas Defteri:   Mücedded(Yenileme)

Şart-ı Vâkıf:

Vakfiyesi Sâdis Aşar(16.vakfiye), Mücedded(Yenileme) Anadolu, aded: 251,14 Usûl-i Cedîd(Yenileme Usulü): 5359, Hulâsa(özet): 2201,

İrâde-i ‘Aliyye Tarihi:   28 Muharrem 1330/18 Ocak 1912

Elhamdülillâhillezî(Hamdolsun) e’azze havassi ibâdihî bi-sarfi emvâlihîm( maddi gücünü harcayarak ibadet duygularını güçlendiren) ilâ envâi’l hayrât(çeşitli hayırlar ile) ve e’ânehüm ‘alâ iktisâbi esnâfi’l-mehâmid ve’l-müberrât ve’s-selâtü ve’s-selâmü ‘alâ resûlihî ve nebiyyihî Muhammedin hayri’l-beriyyât ve ‘alâ âlihî ve eshâbihî ilâ yevmin yestazi’li’l-mer’ tahte’s-sadakât.(esnafın övgüsünü alıp sevap kazanan peygamberimizin rızasıyla kurtuluşuna vesile olsun)

Enımâ ba’d işbu vakfiye-i celîli’ş-şân ve cerîde-i bedi’i’l-unvanın tahrir ve inşâsına ve tastır ve imlâsına badi oldur ki,

Hüdavendigâr Vilâyeti çelilesi dâhilinde Kütahya Sancağına tâbi Uşak kasabasının Aybek Mahallesi ahâlisinden sâhibü’l-hayrât ve’l-hasenât Musacık oğlu Hacı İbrahim bin Süleyman meclis-i şer’i şerifi

enverde vakf-ı âti’li’l-beyâna li-ecli’t-tescîl mütevelli(eski vakıf kaydı üzerine yenilenerek tescil edilen) nasb ve ta’yin eylediği mahalle-i merkûmeden(sayılan mahallede yapılan) Muhacir Mehmet Ağa ibn Salim mahzânında ikrâr-ı sahihi şer’î ve itirâf-ı sarîh-i mer’î edüb atyab-ı mal ve enfes-i menâlimden

nakden bin guruş bi’l-ifrâz hasbete’n-lillâhî ta’âlâ vakf-ı sahîh-i müebbed ve habs-i sarih muhalled ile vakf ve habs edüb şöyle şart ve ta’yin eyledim ki,

meblağ-ı mezkûr ale’t-teâkub ve’t-tevâli bâ-yed-i mütevelli onu onbir buçuk guruş hesâbı ile rehn-i kavi ve kefil-i meli ile ba- devr-i şer’î irbâh olunup senevi hâsıl olan ribh ve nemâsından salifii’z-zikr

Aybek Mahallesi’nde ve hükümet konağı civarında kâin Mamüretü’l-Hamidiye Câmi-i Şerifi’nde hatib olan efendiye şehriyye beş guruş verile ve ribh-i mezkûrdan her ne bâkî kalur ise ba-ma’rifet-i mütevelli hıfz olunub câmi-i şerîf-i mezkûrun tâmir ve termîm ve rûgan-ı zeyt ve kanâdil ve masârif-i zarûriye-i sâiresine hare ve sarf oluna

ve ben lâbis-i libâs-ı hayat oldukça vakf-ı mezbûrun tevliyeti ber vech-i hasbî bana ve vefatımdan sonra akrabamın evlâd -ı evlâd ve evlâdının aslahına ve ba’de’l-inkırâz akrabamdan tevliyete ehil olan kimesneye ber vech-i hasbî mütevelli ola

ve vakf-ı mezbûrun tebdil ve tağyiri ve teksir ve tevfîri her kerre yedimde ola deyu ta’yin-i şurût ve tebyîn-i kuyûd birle meblağ-ı mezbûru fârigan ani’ş-şevâgil mütevelli-i hâzır-ı merkûme teslim ol dahî vakfiyyet üzere kabz

ve tesellüm ve kabul ve tasarruf eyledi dedikde gıbbe’t-tasdiki’ş-şer’î vâkıf-ı mezbûr butlân-ı vakf-ı nükûda ve zımnında olan kuyûda ba’dehû kavl-i adem-i lüzumu teşebbüs edüb

mütevelli-i mezbûr dahî sıhhât ve lüzûmuna zâhib olan eimme-i din kaviller ile mukâbele birle hükm taleb edicek fî zamâninâ beyne’l-ulemâi’l- izâm câri olan vech-i muhtâr üzre âlimen bi’l-hilâfi’l-câri beyne’l-eimmeti’l-eşrâf vakf-ı mezbûrun sıhhat ve lüzûmuna hükm-i şer’î lâhik olmağın min ba’ad nakız ve tahvîl-i muhâl ve tebdil ve tağyiri mümteniü’l-ihtimal oldu.

“Femen beddelehû ba’demâ semiahû feinnemâ ismihû ale’llezîne yübeddilûnehû innallâhe semîun alîm” ve “ecrü vâkıfi ma’a’l-hayyi’l-cevâdi’l-kerîm” cerâ zâlike ve

hurrire fi’l-yevmi’lhânıis min Cemâziye’l-evvel li-senç hamse ve işrîne ve selâse mi e ve elf.

Hacı Efe Camii hakkında Müftülük Kayıtları neler diyor?

Uşak Müftülüğü 1985’li yıllarda Hacı Efe Camii’nde görevli İmam Metin Erol’dan Cami hakkında cemaattan bilgi toplamasını istediği evraka verdiği cevap yazısı

Uşak Müftülüğü 1985’li yıllarda Hacı Efe Camii’nde görevli İmam Metin Erol’dan Cami hakkında cemaattan bilgi toplamasını istemiştir. Buna karşılık gönderilen cevap yazısında;

Müftülük Makamına

                                   Uşak

       Hacı Efe Camii tarihçesi hakkında pek fazla bilgi toplanamamakla beraber ,aşağıda ki bilgiler toplanmıştır.
       Hacı Efe Cami 1892 yılında “Hacı Efe İbrahim “tarafından yapılmıştır. Hacı Efe İbrahim Ağa caminin yapımı için Sultan Abdülhamid’in huzuruna çıkmış ve para istemiştir. Sultan Abdülhamid 100 sarı lira cami için,20 sarı lira minare için kendi cebinden bağışta bulunmuştur.
       Cami ilk yapıldığında ahşap bir yapıdadır. Alt katı mahalle mektebi olarak kullanılmıştır. 1968 yılında yıkılıp tekrar yapılmıştır.
        Camiinin ilk  3 imamı sırasıyla şunlardır;

  1. Alihocazade Mehmet Hoca Efendi

  2. Abdullahhocazade Mehmet Hoca Efendi

  3. Konyalı Musa Ilgın Hoca Efendi

olarak mevcut rivayeti aktarır.

Uşak Tarihi isimli başucu eserinin müellifi Haşim Tümer Hoca Hacı Efe Camii hakkında ne demiş?

Hacı Efe Cami hakkında Uşak Tarihi isimli 1971 tarihli eseriyle kaynak eser meydana getiren Haşim Tümer Hoca  şöyle bahseder;

“Hacı Efe Camii; Aybey Mahallesinin doğu kesiminde ,Akca sokak başında küçük fakat şirin ve bakımlı bir mahalle camiidir.
Camii binasının vücut bulmasında ve bakımında hizmeti çok geçen Hacı Efe’ye  izafetle isimlendirilmiştir.
Hacı Efe ,Uşak Belediye Nazırlığı(Zabıta Amirliği) vazifesinde uzun yıllar bulunmuş ve oradan tekaüt(emekli) olmuştur. Hileci satıcılar üzerine sert, amansız otorite yapmış,dürüst,vazifesine bağlı bir zat olarak tanınmıştır. Hayırsever duyguda taşıdığını ,mahallesinde ki bu camiye çok emeği geçtiğini  Hacı Efe’nin bu ibadethaneye isminin verilmesinden  anlıyoruz.
Osman Dalkıran adındaki bir zatın ifadesine göre bu caminin minaresini Padişah Sultan II. Abdülhamid yaptırmıştır. Fakat rivayeti teyit eden başkaca bir belirti ve yapılış tarihini aydınlatan bir kitabe yoktur.
Son 15 sene zarfında şehir içinde ki bütün ibadethaneler gibi bu camide halk himmetiyle tamir edilmiştir.
Bu camiinin, köşe başında derli toplu bir duruş ve tertemiz içi vardır. Şu hali ile bu küçücük camii, insanda büyük mabetlerin kutsallık ve hayranlık veren duygusunu,temizliği ve zarifliği ile vermektedir.
Güzel bir mahalle camiidir.  İmamı Hüseyin Yavuz ile müezzini Ali Ay Efendilerdir.”

Hacı Efe Camii’ne ismini Veren Hacı Efe namındaki Hayırsever Zat Kimdir?

Osmanlı Arşivinde Hacı Efe Camii’ne isim kaynaklığı yapan “Hacı Efe İbrahim Efendi”yi;  1893 tarihinde Uşak’ta meydana gelen Ermeni Olaylarında görüyoruz.

Haşim Tümer’in Uşak Belediye Nazırı(Zabıta Amiri) olarak zikrettiği Hacı Efe; vakıf senedinde geçen ismiyle Musacıkoğlu Hacı İbrahim Ağa olmalıdır.

6 yaşında Müslüman bir kız çocuğuna tecavüz eden Ermeni Papaz Artin’in yeğeni Terzi Ohannes’in Yılancıoğlu Hanı önünde linç edilerek öldürülmesinde ismi geçer.

O günün konjoktür koşullarına bir bakalım;

Uşak’ta ülke genelinde ki Ermeni huzursuzluğuna paralel olarak gelişen olaylar Uşak’ta 1893 tarihinde toplumsal bir linç kampanyasına dönüşür.

Bu dönemi konu edinen bir eser Uşak Belediyesi Zabıta Amiri Hacı Efe İbrahim Efendi’den bahseder.

Alman Tarihçi Prof.Dr.Manfred Berg ve Amerikalı Tarihçi Doç.Dr.Simon Wendt tarafından 2011 tarihli “Globalizing Lynching History: Vigilantism and Extralegal Punishment from an International Perspective/Küresel Linç Tarihi : Siyasi Şiddetin Kurumsallaşması ve Uluslararası Kanun dışı Cezalandırma” eserde; tecavüz olayının asılsız olduğu ,bu olayın Ermeni toplumuna karşı toplumsal bir linç kampanyasına dönüşen bir provakasyon olduğundan bahisle galeyana gelen Uşak halkının başını Hacı Efe isimli bir devlet görevlisinin çektiğinden bahseder.
Hacı Efe Cami’nin yapıldığı dönem 34.Osmanlı Padişahı II.Abdülhamid saltanatına denk gelir. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu sıkıntılı durum karşısında sert önlemler alan ve diktatör olmakla suçlanan II. Abdülhamit’in yönetimine karşı özgürlük hareketleri gelişmeye başlar.

Millet-i Sadıka olarak adlandırılan Ermeni Cemaaati’ nden bir şahsın yargılanmadan linç edilerek öldürülmesiyle sonuçlanan bu cinnet hali nasıl oluşmuştu?

II.Mahmut döneminde başlayan Avrupalılaşma çabaları sonucunda Avrupa’ya eğitime gönderilen memleketin zeki çocukları; Osmanlı Devletinin çöküşe gittiğini görerek Jön Türkler ismiyle ses getiren itirazlar yapmaya başladığı bir dönemdir.
Rus Harbi’ni kaybeden Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 3 Mart 1878 tarihinde imzalanan Ayastefanos Barış Antlaşmasıyla “millet-i sâdıka, teb’â-yı sâdıka” olarak nitelendirilen ve en yüksek mevkilerde istihdam edilen Ermeniler hakkında Rusya tarafından ;”Osmanlı’nın Ermenilerin Kürtlere ve Çerkeslere karşı emniyetlerini sağlaması ve Ermenilerin oturduğu eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahatı vakit kaybetmeksizin yapması” şart koşularak antlaşma üzerine kerhende olsa kabulü sağlanmıştır.Böylelikle Ermeni Cemaati bağımsızlık hayalleriyle kandırılarak örgütlenmeye başlamıştır. 1860’ lar da Ermeni yardım dernekleri adı altında ilk örgütlenme başladı.Ermeni ayaklanmalarını örgütlemek amacıyla 1887’de İsviçre’de Hınçak Cemiyeti ve 1889’da Rusya’da Taşnak Ermeni Cemiyeti kuruldu.

Osmanlı Devleti’nin Ermeni Olayları ile karşılaştığı 1889 tarihinde ilk ismi İttihad-ı Osmani Cemiyeti olan İttihat ve Terakki Cemiyeti; Ermeni isyanlarına ve İkinci Abdülhamit yönetiminin idaresizliğine vurgu yaparak muhalefet yapmaya başlar.

İkinci Abdülhamit yönetiminin zulüm, dikta ve idaresizlik sorunları nedeni ile Ermeni isyanlarının çıktığı savunuluyordu.

Tıbbiyeli öğrenciler tarafından kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti, İtalyan ihtilalci Carbonari örgütünden esinlenerek hücre halinde örgütleniyordu.


Osmanlı Devletinin bu ahvalde olduğu 1892 yılında Ermeni Yafta Ayaklanması(Kayseri, Yozgat ve Çorum) meydana geldi.


Bu olay Müslüman ahali ile Ermeniler arasında tesis edilmiş olan güveni sarstı.Zira Yafta Olayına kadar Develi’de Türklerle Ermeniler arasında gerek sosyal ve kültürel alanda, gerekse ticaret alanında birlikte yaşamanın güzel örnekleri sergilenmişti. Yafta Olayları “Küçük Ermenistan İhtilal Komitesi Merkezi” adını alan Merzifon’dan yönlendirildi.

Osmanlı Devleti bu halde iken 1893 yılında Uşak Ermeni Kilisesi Artin’in Yeğeni Terzi Ohannes Uşak Çarşı Hanlarından Palancızade Hanı’nda zorla Uşak Müslüman ahalisinden Hacı Kâni’nin 6 yaşında ki kızına  tecavüz ettiği söylentisi Uşak halkının galeyana gelmesi için yetti.

Uşak Belediye Nazırı(Zabıta Amiri) İbrahim Efendi nam-ı diğer Hacı Efe; Ermeni Terzi Ohannes isimli tecavüz zanlısının linç edilerek öldürülmesi hadisesinde başrolde idi.

İddialar üzerine Uşak Ermeni Kilisesi Papazı Artin’in Yeğeni Terzi Ohannes Uşak Cezaevinde 20 Mayıs 1893 tarihinde hapsolunur.

Tam bu sırada gazetelerde çıkan İzmir’de Müslüman kadınların rüşvetle fuhuşa başlatıldığı haberleri olayların tuzu biberi olur. Halkın dini duyguları kaşınmaktadır. Oluşturulan algı İslam elden gidiyor duygusudur.

Üstüne üstlük Ermeni Murahhasas vekili Uşak Ermeni Kilisesi Papazı Artin hakkında yerel işdareiler tarafından payitahta fesat ehlinden olduğu ve nüfuzunun epeyce arttığı raporlanmaktadır.


Uşak Ermeni Kilisesi Artin’in Yeğeni Terzi Ohannes ; 20 Mayıs 1893  Cumartesi günü, Uşak halkı içinde Hacı Efe İbrahim Ağa ve 9 devlet görevlisinin başını çektiği bir kalabalıkla Uşak Cezaevinden zorla alınarak  Yılancıoğlu Hanı önünde linç edilerek öldürülür.

Uşak kazasında Müslüman ve Ermeni halk arasında ki huzursuzluk ve asayiş ancak  gün sonra 29 Mayıs 1893 tarihinde sağlanır.

Ermeniler’in Osmanlı toplumunda sadık millet ismiyle tanımlandıkları yıllar geçmiş ; bağımsızlık hayalleri ile asırlarca huzur içinde yaşadıkları halkı ifsad etmeye başlamışlardır.

Uşak İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından 25 Ağustos 1915 tarihinde Osmanlı Sadaretine gönderilen dilekçede; “Uşak’taki Ermenilerin vatan haini olmalarından dolayı tehcire tabi tutulmaları “ istenmektedir.

Berlin Antlaşması ‘ndan 1915 yılına kadar geçen 37 yıllık süreçte meydana gelen olaylarda ve Ermenilerin tehcir edilmesinde dönemin büyük devletlerinin politikalarının oyuncağı haline gelen Ermeniler 24 Nisan 1915’te Osmanlı sınırları dışına çıkarılarak tehcir edilecektir.

Kaynakça:
  1. Uşak Hacı Efe Cami İmamı İsmail Kocabaş
  2.  Uşak Hacı Efe Cami Eski İmamı
  3. Hacı Efe Cami’nin 20.03.1989 tarihli tapu sureti
  4. Uşak Müftülüğü 1985’li yıllarda Hacı Efe Camii’nde görevli İmam Metin Erol’dan Cami hakkında cemaattan bilgi toplamasını istediği yazıya verilen cevap yazısı
  5. Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Kayıtlar Arşivi (VGMA)’nde bulunan 2305 numaralı Uşak Vakfiye Fihristi Defterine  MA.602-151/252 sıra numarası  ile 16.06.1907/Pazar tarihinde kaydedilen Musacıkoğlu Hacı İbrahim Ağa ibni Süleyman’ın 1000 Guruş Nükûdı Vakfı vakfiyesi
  6. Haşim Tümer/Uşak Tarihi/1971
  7. Alman Tarihçi Prof.Dr.Manfred Berg ve Amerikalı Tarihçi Doç.Dr.Simon Wendt tarafından 2011 tarihli “Globalizing Lynching History: Vigilantism and Extralegal Punishment from an International Perspective/Küresel Linç Tarihi : Siyasi Şiddetin Kurumsallaşması ve Uluslararası Kanun dışı Cezalandırma” eseri
  8. Başbakanlık Osmanlı Arşivi-BEO/221/16533-DH.EUM.5.Şb/16/21 -Y.PRK.UM/16/106-PRK.BŞK/30/109DH.MKT/45/34-DH.MKT./62/24-Y..MTV./78/25-Y..MTV./78/53-BEO/207/15452-BEO/217/16247-DH.MKT./2062/46
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir