Türkiye'nin İlk Halka Açık Maden Şirketi;Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketi

Uşak ili tanıtımında kullanılan “İlkler Şehri Uşak” sloganı hepimizin hafızasında yer etmiştir. Bu slogan gerçekten denilen gibi midir? Uşak bir çok ilkin kaynağı mıdır?

Evet bu ilkleri vaktimiz oldukça ortaya koymaya devam edeceğiz. İşte onlardan biri;

Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketi ; “Halka Açık Madencilik Projesi” Türkiye Ekonomisinin Karma ekonomiden Neoliberal Ekonomik modele geçişinde ki ilk icraatlardan biridir.

Türkiye’de Madencilik sahasında kurulan ilk halka açık şirket olan Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye 1984 yılında Turgut Özal’ın kurduğu Anavatan Partisinin hükumet olmasından sonra halka açık şirket yöntemine devam etti. Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde Boğaziçi Köprüsü’nün Gelir Ortaklığı Senetleri halka arz edildi. 3 yıl vadeli A tipi 10 milyar liralık senet 1 saat içinde tükendi. Talep büyük olunca ardından B tipi senetler satışa çıkarıldı. A tipi senetlere köprünün gelirinin yüzde 18’i gelir ortaklığı payı olarak dağıtılmıştı.

Turgut Özal’ın Madenciliği Halka Açma Hayalleri

Turgut Özal’ın 1971 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarılığından Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandığı dönemde,ülkenin ekonomik sıkıntılardan kurtulması için bir projesi vardı; “Halka Açık Madencilik Projesi”

“Halka Açık Madencilik Projesi” Uşak ili Banaz ilçesinde kurulan Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketi ile pilot uygulama başlatıldı.

Turgut Özal’ın liberal iktisadi politikalara eğilimi Devlet Planlama Teşkilatında(DPT) müsteşarlık yaptığı 1967-1971 yılları arasında ortaya çıkmaktadır.

Turgut Özal; 1971 yılında Nihat Erim’in Başkanlığında kurulan 12 Mart Hükümeti’ne Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarılığından Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. Erim Hükümeti’ne, sağlık, Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT), toprak, vergi, eğitim, madencilik gibi değişik konularda 13 reform tasarısı hazırladı. Dönemin Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Turgut Özal’ın aklına dahiyane bir fikir geldi: “Halka açık maden projesi” geliştirilmeliydi.

Maden Teknik Arama Genel Müdürlüğü ’nün 1968 yılında Murat Dağı bölgesindeki Uşak-Banaz ilçesi “Baltalı” sahasındaki Civa Cevheri keşfini takiben rezerv tespiti için Metag İnşaat Ticaret AŞ. ile yapılmış ve 15 Mart 1970 tarihinde TBMM’den güven oyu alarak göreve başlayan Süleyman Demirel (Adalet Partisi) Hükumeti döneminde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı olan Turgut Özal tarafından planlamaya alınmıştı.

1970’li yıllarda bazı büyük holdingler halka açılmanın avantajlarını görerek 2-3 bin ortaklı büyük şirketler kurmuşlardır. Başlangıçta halka açık olarak kurulan, ya da sonradan halka açılan şirketler başarı kazanıp güçlendikçe, bunların hisse senetleri piyasada aynı esnaf tarafından alınıp satılmaya başlanmıştır.

Bu politika çerçevesinde Uşak ili Banaz ilçesinde kurulan Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketi pilot uygulama hüviyetinde idi.

Dünya Maden Piyasasında Civa fiyatlarının yüksek seyretmesi Civanın ve Civa zenginleştirmede kullanılan siyanürün halk sağlığına olan zehirli ve ölümcül etkilerinin tartışılmasını perdeliyordu.Murat Dağında açılması planlanan Altın Madeni konusunda gündeme gelen siyanür kullanımı; 1972 yılında açılan Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketinde başlamıştı.Murat Dağında açılması planlanan Altın Madeni konusunda gündeme gelen siyanür kullanımı; 1972 yılında açılan Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketinde başlamıştı.

Civa Madenciliğinin Tarihsel Seyri:

Civa doğada nadir olarak bulunan elementlerden birisidir. Anadolu’da antik çağlardan beri civa madeni işletildiği tarihi kayıtlardan ve arkeolojik kazılardan bilinmektedir.

Türkiye civa ve bileşenleri açısından dünyanın en zengin birkaç bölgesinden biridir. Türkiye rezervlerinin %65’i Ege Bölgesindedir. Ege ve Orta Anadolu’da yoğunlaşan rezervler yakın döneme kadar ülkenin en çok ihraç maddelerindendir.
Ege Bölgesinde Karaburun, Bayındır, Tire, Ödemiş, Alaşehir, Ulubey ve Banaz bölgelerinde olmak üzere çok sayıda eski civa madeni işletmesi yer almaktadır.

MTA’nın civa envanterinde F. F. Sharples’in araştırmalarına atfen Konya (Sızma – Ladik – Kurşunlu) civa madeninin M.Ö. 1500 yıllarında Uşak bölgesinin de hakimi olan Frigyalılar tarafından boya madeni olarak işletildiği belirtilmektedir.
Uşak civarındaki yataklarda mevcut eski Civa Madeni çalışmalarının Cenevizliler zamanından beri var olduğu iddia edilmektedir.(Türkiye Civa Yatakları ve Bunların Ekonomik Önemi/Kıraç Ali BEKİŞOĞLU)

Civanın Yunancadaki karşılığı sıvı, akıcı gümüş anlamına gelen “hydrargyros”, Latincedeki karşılığı yine aynı anlamdaki “hydrargyrum” dur. Roma mitolojisinde, tanrıların habercisi olma sıfatıyla sürekli hareket halindeki tanrı Merkür’e ithafen “mercury” adıyla anılmaya başlanmıştır. İngilizcedeki karşılığı ise mercury ve ‘akıcı gümüş’ anlamına gelen “quick silver” dir.

Civa Madenciliği; İngiliz kimyager Joseph Priestley’in 1774 yılında civa oksidi ısıtarak ayrıştırıp saf oksijen elde etmesiyle Avrupa Sanayi Devriminin en önemli kaynakları arasında yer alır. Civa çok zehirli, ölümcül ve canlılar bünyesinde uzun sürelerle kalabilen üst düzey bir ağır metaldir.

Uşak Maden Teknik Arama Banaz Sahasında Maden Aramaları

1968 yılında Maden Teknik Arama Genel Müdürlüğü ; Murat Dağı bölgesindeki Uşak-Banaz ilçesi “Baltalı” sahasında yeraltı aramalarına başlamıştır. Bu sahada bulunan Civa; Murat Dağı eteklerinde bulunan Evren dede, Comburt,Baltalı,Yaşamışlar,Karacahisar, İn tepe sahaları ile Kestanelik,Çiçekli kaya, Satılmış Tepe, Çakıraz Tepe, Maden Sivrisi muhitlerinde bulunarak Eti-bank’ a devredilmiştir.

Türk Civa Şirketi ve Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketinin Kuruluşu

1965 – 1970 yılları arasında Dünya Maden Piyasasında Civa cevherinin yüksek fiyatlarda seyretmesi nedeniyle 9 000 000 TL. sermayeli “Türk Civa Şirketi” kurulmuştur. 1969 yılından sonra Murat Dağı bölgesindeki önemli zuhurları hepsi Türk Civa Şirketi’ne devir olmuş.

1963 yılında civanın fiyatı 500 – 530 USD/şişe (Bir şişe 34,5 kg ) civarında iken Dünya Maden Piyasasında yükselmeye başlayan civa fiyatları 1964 yılında 700 USD/şişe üzerine çıkmıştı. Bu fiyatlar Türkiye’de de düşük tenörlü de olsa birçok yeni civa madeninin üretime geçmesine neden oldu. Hatta Eti-bank’ ın öncülüğünde Türkiye’deki civa sahalarını işletmek için “Türk Civa İşletmeleri Anonim Şirketi” adında özel sektörle ortaklaşa bir şirket kuruldu.

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından “Zamantı bölgesi çinko kurşun etüdü ve Banaz civarı civa etüdü” isimli araştırma projeleri gibi birkaç proje için 20 milyon tl fiyata Türkiye’de kurulu en eski mühendislik firmalarından 1967’de kurulan Metag İnşaat Ticaret A.Ş’ ne verildi.T.B.M.M’inde Metag İnşaat Ticaret A.Ş’ nin haksız kazanç sağladığı ve Devlet eliyle zengin edildiği iddiaları üzerine şedit tartışmalar yaşanmıştır. (T.B.M.M. B : 16 1.7 . 1970 O : 1)

Türk Civa Şirketi; 1970 sonuna doğru şirket sermayesini, İzmir Karaburun ve Uşak Banaz bölgelerinde 150 şer ton/yıl civa metali üretecek iki tesis kurmak üzere 30 000 000 TL’ ye çıkaracaktır.

Etibank’ın bu şirkete iştiraki % 47,1 nispetindedir. Bu şirket ile akdedilen :anlaşmanın 3 ve 4 ‘ncü maddeleri gereğince arama masrafları karşılığı azami 10 yılda ‘%: 5 faizle geri alınacaktır.

Böylece, bundan 15-20 sene evvel «Türkiye’de ‘civa madeni yoktur» diyen yerli ve yabancı uzmanlara karşılık yapılan çalışmalar sonunda ,300 .ton üretim, kapasiteli yıllık geliri en az 4 milyon dolar olan ve tahakkuk eden civa projesi gerçekleşmektedir.Şunu da ilave etmek gerekir ki, halihazırdaki arama, İzmir – Karaburun ve (Banaz – Uşak Güney kuşağında yapılmaktadır. Arada kalan bölgede ve ayrıca Çanakkale – Kastamonu arasında uzanan Kuzey kuşakta 1971’ de yapılacak Devlet Planlama Teşkilatı kontrolündeki araştırmaların neticesine ‘göre ‘Türkiye civa ‘üretiminini yılda 1500 – 2000 torna çıkarmak mümkün olacaktır.(T.B.M.M. Sıra Sayısı : 86)
1972’de Devlet Planlama Teşkilatının da yardımı ile bu şirket tarafından Uşak – Banaz yakınlarında Evrendede’de döner fırın kuruluyor ve üretime başlıyor.Banaz Türk Civa Anonim Şirketi için; 15 milyon Türk Lirası yatırım yapılarak yıllık 200 ton kapasiteli kapasiteli bir tesis yapılarak yılda 3 Milyon Dolar getiri hesaplanmıştır.

Türk Basınında Banaz Türk Civa Anonim Şirketi
Gelin Uşak ili Banaz İlçesi Evrende muhitinde kurulan “Banaz Türk Civa Anonim Şirketi”nin hikayesini 10 Aralık 1984’ de Gazeteci Yalçın Doğan’ın Cumhuriyet Gazetesi için kaleme aldığı makaleden okuyalım;

“Yıl 1970. Dönemin Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarı Turgut Özal’ın aklına dahiyane bir fikir geldi: “Halka açık maden projesi” geliştirilmeliydi. Zaten o tarihlerde bir moda almış yürümüştü, “Halka Açık Şirketler” adıyla arka arkaya firmalar kuruluyor, bunlar hisse senetlerini halka satarak, satın alanları kendi firmalarına “ortak” ediyorlardı. Yani, bugün dillerden düşmeyen “Köprü satışı” ya da “Köprüye ortaklık” gibi özetlenen düşünce, bundan yirmi yıl önce “Halka Açık Şirketler” adıyla ilk kez piyasaya çıkıyordu.

Dönemin DPT Müsteşarı Turgut Özal da “Halka Açık Şirket” projesinden esinlenmiş, böylesine bir deneyi kamu kesimine aktararak öncelikle madencilik sektöründe gerçekleştirmeyi düşünmüştü. Uzun incelemelerden sonra, nihayet “Türk Civa A.Ş.” kamu kuruluşlarının “halkın ortaklığına açılmasında” ilk deneyi oluşturacaktı. Uşak ilinin Banaz ilçesinde civa fabrikası kurulacak, fabrikanın hisse senetleri halka satılacak, fabrika civa üretimine geçtikten sonra ihracata başlayacaktı.
1970 yılındaki hesaplara göre de, 1974-75 yıllarına gelindiğinde “Türk Civa .” yılda yaklaşık bir mili civanın faziletleri arka arkaya anlatılıyor. İlgilenen yok. Amerika kıt’asına geçiliyor. “Civamız şöyle, civanız böyle”. Nafile, yüz verene aşk olsun! Civa üretiliyor bir yandan, civalar elde kalıyor ve bir türlü satılamıyor diğer yandan…
“Neden satılamıyor?” diyerek, uzmanlar araştırmaya başladılar. Bir de baktılar ki, “Yılda bir milyar dolarlık ihracat yaparız” derken, “küçük bir hesap hatasına” düşmüşler. Daha doğrusu, hesap hatasından çok, dünyadaki gelişmeleri hesaplarına dahil etmeyi unutmuşlar. O yıllarda, dünyada cıvayla ilgili bir antipropaganda başlamış. Civanın zehirli olduğundan hareket eden çevre kirliliği uzmanları “çevre korumacılığı” düşüncesinden yola çıkarak, civa üretiminin ve kullanımının en düşük düzeye indirilmesini istemişler. Bu isteklerini dünyaya yaymışlar.
Ama bizimkiler, dünyada bu tür girişimlere geçilirken, civa fabrikası kurup bunu “halka satmaya” kalkmışlar. İster, “hesap hatası” deyin, ister’ ‘orijinal gelen bir fikrin esiri olup, geriye dönemeyenlerin dramı” deyin. Yılda bir milyar dolar düşleyen “fabrikanın ortakları” yani hisse senetlerini “kapış kapış” satın alan vatandaşlar, 1974-75 yılına gelindiğinde, ellerindeki “ortaklık senetlerinin” bir kağıt parçasından farksız olduğunu gördüler.
Çünkü “hisse senetleri halka ilk satılan Türk Civa A.Ş.” iflas etti. Hisse senetleri üzerilerinde yazılı değerlerinin çok altında bir değerle satılmak istendi. Bindir girişimden sonra, bu hisse senetleri kendi değerlerinin ancak yüzde otuzu karşılığında devlet tarafından (Eti-bank tarafından) ödendi. Hisse senetleri birkaç saat içinde kapışılan “Türk Civa .” Genel Müdürü’nün arabası bile haczedildi ve Eti-bank’ ın malı oldu. “Ortaklar” sağlayacakları dolarların yerine, yatırdıkları paraları kurtarmaya çalışırken hem de beş yıl sonra ellerindeki kağıt parçalarını buruştururken, bu dahiyane düşüncenin “mucidi” Turgut Özal çoktan Amerika’ya gitmiş, Dünya Bankasında çalışmaya başlamıştı.
Aslına bakarsanız, “Türk Civa A.Ş.” böylesine acı bir deneyin ve iflasın ilk örneği değil. Arkasından Karadeniz Bakır İşletmeleri ile Çin-kur hisse senetleri de benzer biçimde halka satıldı ve “halk ortak oldu”. Karadeniz Bakır İşletmeleri ve Çin-kur da, tıpkı Boğaz Köprüsü gibi “halka satıldı”. Karadeniz Bakır ve Çin-kur, tıpkı Boğaz Köprüsü gibi “halkın malı oldu”. Büyük kâr umutları taşıyarak bu kuruluşlara ortak olanlar da, aradan birkaç yıl geçince, “yüksek gelir elde etmenin” nasıl bir hayal olduğunu yaşadılar. Çünkü hem Karadeniz Bakır İşletmeleri, hem de Çin-kur kısa surede iflasın eşiğine geldi ve bugün birer “KİT” haline dönüştü.
Boğaz Köprüsü’ne ortak olmak, elbette sonu kolay kolay iflasla sonuçlanacak bir olay değil. Köprünün hisse senetlerini satın alanların zarar etmeleri için köprünün kullanılmaz hale gelmesi gerek. Bu uzak bir olasılık. Ancak, bugün için şu gerçeğin bilinmesinde yarar var: Boğaz Köprüsü “yorgun” düştü. Turgut Özal, 1970′ de DPT Müsteşarı iken, Banaz’daki “Türk Civa AŞ’ nin halka satılmasını planlamıştı. Şirketin senetleri, köprü senetleri gibi birkaç saat içinde kapışıldı. Fabrika kuruldu. Üretim başladı. Sıra ihracata geldi. Kimse civa almak istemiyordu. Sonunda fabrika iflas etti. Milyar dolarlık civa ihraç edecekti. 1975’in parasıyla tam bir milyar dolar! Kim almaz böylesine kârlı hisse senetlerini? Senetler çok kısa süre içinde kâr sağlayacak ve sağlanan kârlar da günün parasına göre çok yüksek olacağı için, hisse senetleri kapış kapış satılacaktı.
Nitekim öyle oldu. Tıpkı şimdiki köprü hisse senetleri gibi, “Türk Civa A.Ş. “nin hisse senetleri de birkaç saat içinde bitti. Hatta öylesine bitti ki, civa fabrikasına hisse senedi yoluyla ortak olmak isteyenler, araya tanıdıkları sokarak, yani “torpil patlatarak” senet satın aldılar. Çünkü hisse senetleri bir anda karaborsaya düştü. Başlangıçta yapılan propaganda bu işe merak saranları ve de sarmayanları derinden etkilemişti. Herkes “Türk Civa A.Ş. “nin hisse senedini satın almak ve ilk kez bir kamu kuruluşuna ortak olmak istiyordu. Üstelik birkaç yıl içinde dolarlar şıkır şıkır akmaya başlayacaktı. Kamu kuruluşlarının “halka satılmasında” ilk örnek, “Türk Civa A.Ş. “nin hisselerinin satılmasıdır. Yani, köprü gelirinin satılması ilk örnek değildir.
Peki, ” Türk Civa A.Ş. “ye sonra ne oldu? Banaz’da fabrika kuruldu. Civa üretimi başladı. Fabrikaya ortak olanlar mutluydu. Civa üretimi artmaya başlamıştı. Ortak olanlar ellerini ovuşturuyordu. Sıra ihracata geldi. O da ne? Avrupa’nın çeşitli ülkelerine başvuruluyor, civanın tüm özellikleri sayılıyor ama alan yok.”

Gözyaşları ile kapatılan fabrika

4 Haziran 1976 cuma günü Banaz Civa Fabrikası düzenlenen bir törenle işçilerin gözyaşları arasında kapatılmış, bu hadise “Türkiye’de ilk defa kapatılan bir fabrika için tören düzenlendi” diye ulusal basında yer bulmuştu. 1970 senesinde faaliyete başlamış olan Türk Civa Anonim Şirketi Banaz Civa Fabrikası resmi ifade ve kayıtlara göre civa fiyatlarındaki aşırı düşüş sebebi ile varlığını sürdürememiştir.

1976 yılında Türk Civa Fab. AŞ ‘inden devrolunan Banaz Civa Tesisleri tadil edilerek Bor madeni filizlerinden kolemanit işlemeye uygun hale getirilip 1979 yılında süren çalışmalar sonucunda 1980 yılının ilk aylarında Uşak-Banaz Kalsine Kolemanit Tesisi Müdürlüğü deneme üretimine geçirilmiştir.

Bu tesiste ticari olarak Bor Madeninin en kıymetli filizlerinden Kolemanit ; Eti-bank Uşak-Banaz Kalsine Kolemanit Tesisi Müdürlüğü kapsamında kalsinasyon yöntemiyle zenginleştirmek amaçlı pilot çapta deneme üretimi yapılmıştır.

Bu tesiste Kolemanit ‘in dekrepitasyon (sıcakta patlayarak dağılma) işleminde toz haline gelen malzeme belli tane boyutunda elenerek kalsine ürün elde edilmesi amaçlanmıştır. Bu ürünün sülfürik asitle çözündürülmesi sonrası çözeltiden borik asit üretimi gerçekleştirilmektedir.

Eti-bank Uşak-Banaz Kalsine Kolemanit Tesisi Müdürlüğü Açılıyor

 

Uşak’ta Bor Madeni Var mı? Bu sorunun cevabını 4 Haziran 1976 cuma günü Uşak Banaz Türk Civa Anonim Şirketi Evrendede Fabrikasının düzenlenen bir törenle işçilerin gözyaşları arasında kapatıldıktan sonra aynı fabrikanın tadilat yapılarak 1980 yılında Uşak-Banaz Kalsine Kolemanit Tesisi Müdürlüğü ismiyle açılmasında aramalıyız.

Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü Maden Yüksek Mühendisi Turan Arda ‘nın 1968 yılında yaptığı incelemelerle Uşak ‘ta Bor Madeni Var mı? sorusuna “Banaz ve Akhisar civarındaki bor tuzu ruhsat sahalarında yapılan genel prospeksiyon raporu: Maden Tetkik Arama Enstitüsü Derleme Raporu” makalesinde ;

“Banaz yöresi coğrafyasında killi düzeylerden alınan örneklerin çok az da olsa (%0,2 B2O3) Bor tuzu içermekte, bor tuzlarının çoğunu yüzlek olarak saptamanın çok zor , bunların hava koşullarıyla kısa zamanda bozulduğu” nu belirtmiştir.

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Jeoloji Bölümünden Dr. Erol İzdar ve Ege Üniversitesi, M.B.F. Maden Bölümünden Dr.Uğur Köktürk Beylerin ortak çalışması “Türkiye’de Borat Yataklarının Jeolojisi ve Yeni Saha Potansiyelleri İle İlgili Bazı Görüşler(1975)” isimli makalesinde;

“Balıkesir, Kütahya, Uşak, Afyon, Eskişehir, Denizli ve İzmir’in hudutları içinde bulunan çok sayıdaki sıcak su kaynağına (18°C-90°C arasında) bor testi uygulanmıştır. Sonuç olarak Kuzeyden Uşak-Kütahya ile güneyden Denizli-Burdur arasında kalan sahanın yeni bor potansiyeli bakımından önemli olabileceği; termal kaynaklara ait bor oranlan karşılaştırılması ile ortaya çıkarılmıştır.” demektedir.


Jeotermal kaynakların içerdikleri bor oranlarının karşılaştırılmasından, kuzeyde Uşak-Kütahya bölgesi ile güneyde Denizli-Burdur arasında kalan sahalarda bu güne kadar ortaya çıkarılmamış bor yataklarının bulunabileceği tahmin edilmektedir.

1980 yılının ilk aylarında Uşak-Banaz Kalsine Kolemanit Tesisi Müdürlüğü deneme üretimine geçen tesis Kolemanit Mineralini hangi kaynaktan temin etmiştir? Uşak-Banaz Kalsine Kolemanit Tesisi Müdürlüğü neden kapanmıştır? gibi sorulara verilmiş net bir cevabımız yoktur.

Bor minerallerinin en yüksek ticari değere sahip olan türü olan Kolemanit Cevherini tanıyalım isterseniz;
Kolemanit Cevheri; Bor minerallerinin en yüksek ticari değere sahip olan türüdür. Bor, ametal (metal olmayan) sınıfında B harfi ile gösterilen bir kimyasal elementtir. Aslında metal ile ametal arasındaki bir sınırdadır. Yüksek konsantrasyonda ve ekonomik boyutlardaki bor yatakları, borun oksijenle bağlanmış bileşikleri olarak daha çok Türkiye ve Amerika’nın kurak volkanik ve termal bölgelerinde bulunmaktadır.

Ticari açıdan en önemli bor mineralleri arasında öne çıkanlardan biride Borun bir filizi olan Kolemanit ’dir. Kolemanit minerali en çok Türkiye’de ve biraz ABD’de bulunmaktadır.

Bor madeninin en önemli özelliği dünyadaki en önemli “hidrojen depolayan” element olması… Dünya’nın 2030 sonrasında büyük ölçüde elektrikli ve hidrojen gücü ile çalışan motorlara geçiş yapacağı ön görülmekte….Dünya Bor madeni rezervinin %72’si ise ülkemizde…

Bor deterjan, sabun gibi temizlik maddelerinde, seramiklerde cila ve sır yapımında, cam sanayinde geniş çapta, izolasyon, cam yünü, tekstil fiberglas, ısıya dayanıklı gereç yapımında ve sanayide boraks-borik asit gibi bileşik formlarında kullanılmaktadır. Bazı bor ürünleri (boraks dekahidrat, boraks pentahidrat, borik asit, susuz boraks, sodyum perborat, ham susuz boraks) metal arıtma ve çelik üretiminde; atom reaktörlerinde, geç ateşlemeli sigortalarda, radyo lambalarında ve güneş bataryalarında çokça kullanılır.

Dünya’da ve Türkiye’de Bor Madenciliğinin Tarihi
İnsanlar element borla bu yüzyılın başlarında tanışmış olmalarına rağmen bileşiklerinden binlerce yıldır yararlanmaktadır. Mısırlıların, Babilliler’ in, Mezopotamya uygarlıklarının ve Çinlilerin boraks kullandıklarına dair kayıtlar vardır. Avrupa’ya 13. yüzyılda Marko Polo tarafından getirilmiş, Avrupa’ daki ilk bor oluşumuna ise 1827 yılında İtalya’da rastlanmıştır.

Borik kristaller ilk olarak 1702 yılında Wilhelm Homberg tarafından bir laboratuvarda sülfürik asidin yan ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu kimyasala “Homberg tuzu” da denilmesinin nedeni budur.

Elementel bor 1808 yılında Fransız Kimyacı Gay-Lussac ile Baron Louis Thenard ve bağımsız olarak İngiliz kimyacı Sir Humpry Davy tarafından bulunmuştur. 1852’de Şili’de endüstriyel anlamda ilk boraks madenciliği başlamıştır.

1850 yılında, Fransız mühendis Camille Desmazures’e İstanbul’da alçı taşından yapılmış bir heykel hediye edilmiştir. Fransız mühendis Desmazures, heykel üzerinde yaptırdığı analiz sonucunda, heykelin yüksek oranda boraks içerdiği anlamıştır. Bu şekilde, Anadolu’da bor madeninin varlığı ortaya çıkmıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun kendi ekonomisi üzerindeki etkinliğini kaybetmeye başlamasıyla sanayi devriminin ortaya çıkardığı sömürgeci yaklaşımların hedefi olması sonucu Balıkesir Bor Yatakları 1865 yılında işletme imtiyazı padişah fermanıyla Fransız “Camille Desmazures” ve Polonyalı mülteci ortağı Henri Gropler ‘e 37 dönüm arazi üzerine “Alçı-taşı” madeni çıkarmak üzere 20 sene süreyle verilmiştir.

Tanzimat’tan sonra Osmanlı Devletine yabancılara taşınmaz edinmesinin sağlanması için baskılar başlamasıyla 7 Sefer sayılı 1284 /1867 tarihli kanunla yabancılara Hicaz vilayeti dışındaki mütekabiliyete bağlı taşınmaz mülk edinimi tanınmıştır .

Osmanlı Bor Yatakları üzerine 1899 yılında imtiyaz alan Rothschild Ailesi’ne bağlı 1887’de imtiyaz alan İngiliz ” Boraks Consolidated Ltd.”şirketi Bor üretiminde “Dünya Tekeli” haline gelmiştir. Dünya bor rezervinin üçte ikisine sahip olan Türkiye de bor tekeli bir yabancı firmaya aittir.

© Copyright www.usaktayiz.com tüm hakları saklıdır. Kod, haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları www.usaktayiz.com.tr‘a aittir.

www.usaktayiz.com sitesinde yer alan bütün yazılar, materyaller, resimler, ses dosyaları, animasyonlar, videolar, dizayn, tasarım ve düzenlemelerimizin telif hakları 5846 numaralı yasa telif hakları korunmaktadır.

Bunlar www.usaktayiz.com ‘un yazılı izni olmaksızın ticari olarak herhangi bir şekilde kopyalanamaz, dağıtılamaz, değiştirilemez, yayınlanamaz. İzinsiz ve kaynak belirtilmeksizin kopyalama ve kullanımı yapılamaz.

www.usaktayiz.com ‘daki harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. www.usaktayiz.com ‘da hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir. Bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Yorumlar

Mohamed Lemin

Müşteriyim civa fiyatı arıyorum
önceden çinden alıyordum Moritaniyada satıyoruz

Ömer AŞCI

uşakta 15 in üzerinde civa madeni var ama üretim yok malesef

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir