Türk Öykücülüğünün Zirve İsmi Uşak'lı Selçuk BARAN

          Selçuk Baran; İstanbul Galatapera Kültür ve Sanat derneği tarafından düzenlenen “Selçuk Baran Öykü Ödülü” ne ilham veren Türk Öykücülüğünün iz bırakan zirve isimlerindendir.

        1960 sonrası Türk edebiyatının önemli yazarlarından Uşak kökenli Selçuk Baran (7 Mart 1933- 4 Kasım 1999); Uşak’ın köklü ailelerinden Banazlı-zadeler’ in  kızı Halide Hanım ile Ankaralı ziraat teknisyeni Talat Veziroğlu’ nun ilk çocuğudur.

 Selçuk Baran’ın Edebi Şahsiyeti 

Selçuk Baran, 1960‟lı yılların sonu 1970‟li yılların başında yazdığı eserlerinin yüksek sesine rağmen sessizce dâhil olmayı tercih ettiği Türk edebiyat dünyasından yine sessiz; ama kırgın bir şekilde ayrılır.

Selçuk Baran’ı ve öykücülüğünü değerlendiren hemen bütün kaynaklar, onun yeterince tanınamadığı üzerinde durur. Gerçekten de ilk olarak 1968’de çeşitli dergilerde yayımlamaya başladığı öykülerden itibaren 1993’e kadar düzenli olarak edebi ürünlerini yayımlayan Baran, bugün için bile az bilinen bir kalemdir.

Selçuk Baran’ın Hayatı

        Selçuk Baran’ın babası Ankaralı ziraat teknisyeni Talât Veziroğlu, Uşak’ ın köklü ailelerinden Banazlızade’ lerin kızı Halide Hanım ile Uşak’ta yaptığı evlilikten kısa bir süre sonra Ankara’ya tayin olur.

      Selçuk Baran(Veziroğlu) ,7 Mart 1933’te, Ankara’da doğar. Bu tipik memur ailesinin evinde, “yaşamı boyunca sadık” kalacağı şehir olan Ankara’da ahenkli bir çocukluk geçirir.

        Annesi Halide Hanım ise “ilkokulu bile bitirememiş, kendisini de kocasına uymayan bir cahillikle tanımlaya”cak kadar mütevazı bir kadındır.Belki de bu sebeple çocuklarında okumaya karşı ilk ilgiyi uyandıran kişi olan annesi, hem kızı Selçuk’a, hem de on yaş daha küçük oğlu Aydın’a okumaları için ilk kitabı veren kişidir. Onlarda okuma zevkinin yanında, bir kültürel birikim de uyandırabilmek için çocuklarını Ankara sinemalarındaki en iyi filmlere, tiyatrolarındaki en iyi oyunlara götürür. Baran’ ın hatıralarında “zeki ve hissi bir kadın” olarak tanıtılan annenin bir başka özelliği de çocuklarının tahsili ve terbiyesine özel bir ihtimam göstermesidir.


Okumayı dört yaşında kendi kendine öğrenen Selçuk, daha altı yaşındayken anneannesine gazetelerden o sıralar devam etmekte olan II. Dünya Savaşı haberlerini okuyabilecek kadar ilerletir.

    Gün geçtikçe ailesinden tevarüs eden edebiyat merakı onda iyiden iyiye ortaya çıkmaya başlar. Yazdığı kompozisyonlar beğenildiği için okulda milli günlerde açılan anı defterlerine çoğunlukla onun yazıları geçirilir. Annesinin eline tutuşturduğu Reşat Nuri romanları ile ilk okuma zevkini alan Selçuk, ortaokulda bu birikimini iyice arttıracak, 12 yaşında tutmaya başladığı günlüğünün sayfalarını okuduğu kitaplara ait değerlendirmelerle dolduracaktır. Yine bu yaşta öğretmeni tarafından verilen bir Sabahattin Ali kitabı, onda büyüdüğünde bir yazar olmaya dair ilk ilhamı uyandıracaktır.

      Genç Selçuk Vezir-oğlu, 1946’da girdiği Ankara Kız Lisesini 1949’da derece ile bitirir; ardından da başkentin o günlerde en prestijli okullarından biri olan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girer. Dört yıllık tahsilin ardından okulunu üçüncü olarak bitirir. Kendisinden parlak bir hukuk kariyeri bekleyen hocaları, ona Almanya’da master önerirler.

         O yıllarda Türkiye’de aydın olmanın vasıflarından biri olarak bir süre Batıda tahsil yapmak görüldüğü için öneri derhal kabul edilir ve yazarın hayatının Almanya kısmı başlar. Berlin’de hukuk tahsili ona İngilizcenin yanında Almancayı da ilerletme imkânı sunar. Akademik ilgi alanı olan Alman hukuk sistemi yanında burada geçen yıllar, onun yazarlık kariyeri için de zengin bir birikim olur. Öyle ki yazar olmaya dair fikirleri Almanya yıllarında iyiden iyiye belirginleşir. 1955’ te dönmeye karar vermesinde ve hukuk kariyerini yarım bırakmasındaki en önemli etken, edebiyatla ilgili endişeleridir. Hukuk disiplininin yazarlığını kısıtlayacağını düşünen Selçuk Veziroğlu, edebiyata rahatça yoğunlaşabilmek için dönmeye karar verir.

          Yazar, İtalya’dan bindiği “Ankara” isimli gemide hayatını değiştirecek bir olay yaşar. Bu gemide otuz yıl boyunca evli kalacağı şan sanatçısı Ayhan Baran ile tanışacaktır. Ancak, Selçuk Vezir-oğlu ve Ayhan Baran arasında kısa zamanda gelişen arkadaşlık, yazarın ilerleyen yıllardaki edebi faaliyetini derinden etkileyecek bir aşka dönüşür. Yazar 4 Mart 1956 tarihli günlüğüne “Yarabbi, aşk bu kadar güzel miymiş?” yazdıran bu aşktan, annesi de “hep büyük bir aşk yaşamak” isteyen kızı adına memnundur.

       Selçuk Baran bir eş ve anne olarak uzun yıllar enerjisini kızları Ayda ile Işıl’a ve kocasının konserlerine harcar.Anlaşılmaktadır ki, bu dönemde yazar, hayatını tamamen eş ve çocuklarına odaklı olarak sürdürmekte, kendisini ve yazarlıkla ilgili hedeflerini erteleyerek yaşamaktadır. Yazma enerjisini, eşinin başarılarından çocukların ilk adımlarına kadar her şeyi günlüklere aktarmak suretiyle boşaltır. Bütün bu uğraşılarına rağmen yazarlık hala kafasındadır. Zira “Türkiye gibi ülkelerde hep insan yazarlık kırkından sonra başlar diye düşünür” O halde onun yaşı da kemale ermeye başlamıştır.

Selçuk Baran’ın Yazarlık Serüveni

1966 yılında ilk öyküsünü yazdığında yaşı 36’dır. Tomris Uyar, Edip Cansever,Adalet Ağaoğlu gibi önemli edebi isimlerle dostluklar kurar. İstanbul’a taşınmalarının üçüncü ayında kocası Ayhan Baran’ın hayatına giren bir kadın, evliliklerinin sonunu getirir. 1987’de yazar, 30 yılını paylaştığı Ayhan Baran’dan “iki dost gibi” boşanır.Selçuk Baran, boşanmanın ardından Ankara’ya döner. Zira “İstanbul’da tutunamamış”tır.

Selçuk Baran‟ın yazarlığı üzerinde yeteri kadar durulmamış, değerlendirilip hak ettiği yere konamamıştır. Edebiyat ortamında sesini duyurabilmek için inatçı, yırtıcı, biraz kavgacı-gürültücü olmak gerekir. Selçuk Baran‟ın eserlerini oluşturduğu dönemde bir siyasî görüşü savunmak ya da herhangi bir gruba dâhil olmak işleri kolaylaştırdığından yazmak da her şey gibi zordur. İşlerini kolaylaştırabilmek adına Selçuk Baran, ne edebiyatın köşe başlarını tutmuş olanlara yakın durur ne de onların kapılarını arsızca zorlar. Çünkü bu durum, Selçuk Baran‟ın yüce gönüllü kişiliğine
uygun düşmez. O, çok gelişmiş bir beğeni düzeyi olmasına karşın eline kalem alan, yazmaya çalışan herkese büyük bir hoş görüyle, çocuksu bir sevinçle yaklaşır. Herhangi bir yazarın dedikodusunu yapmamış; yazdıklarını karalamamış, hor görmemiştir.

Selçuk Baran, “Çocuğun Biri” adlı ilk hikayesini 1868‟de Yedi tepe Dergisi‟n de yayımlar; ilk ödülünü yedi yıllık bir çalışmanın sonunda vücuda gelen ve yirmi bir hikayeden oluşan Haziran (1972) adlı hikaye kitabıyla 1972 yılında Türk
Dil Kurumu Öykü Ödülü‟nü alır. Türk Dil Kurumu tarafından kendisine verilen bu ödül, bir bakıma onun Türk edebiyatındaki varlığının kabullenişidir. Yazarın  hikayeleri, zaman zaman Argos, Oluşum, Türk Dili gibi dergilerde yayımlanır.
İlk hikaye kitabı Haziran, 1973 Türk Dil Kurumu Ödülü’nü, ikinci hikaye kitabı Anaların Hakkı, da 1978 Sait Faik Ödülü’nü kazandı.

        Selçuk Baran, çok okuyan, okuduğunu kendine saklayıp özümleyen bir yazardır. Selçuk Baran‟ın bu özellikleri yazmış olduğu eserlere yansır; ayrıca okurları tarafından çok okuma hassası rahatlıkla algılanabilmektedir. Selçuk Baran yazdıklarını gerçek hayat temelli olacak şekilde geniş hayal gücü ve kültürüyle de donatarak kendi edebi kişiliğini oluşturmuştur. Sanatçının gördükleri, yaşadıkları ve onu rahatsız eden, yazmazsa huzursuz olacağı olay veya durumlar, anlatımının bel kemiğini oluşturmaktadır.

         Selçuk Baran’ın eserlerinde öykü türünün bilinen biçimsel özelliklerine uyulursa da özellikle dille yarattığı başarılı atmosferle, modern anlatı teknikleriyle öyküleri belli bir sanatsal seviyenin üstüne çıkar. Selçuk Baran’ın öykülerinde de özellikle öykünün gerektirdiği şiirsellik, dil işçiliği, ayrıntıcılık, yoğunluk, gibi özellikler modern öykünün pek çok özelliğini bulmak mümkündür.

Selçuk BARAN’ın Ölümü

       Yaşamın getirdiği kırgınlıkların acısını kendinden çıkarmanın yolları arasında alkolü seçen Selçuk Baran‟ın alkol müptelalığı, onun hayatla, çevresiyle ve hatta kendisiyle ilişkisini etkiler; sağlığını yavaş yavaş elinden alır. Gördüğü tedavilerin ardından her seferinde alkole dönüşü, Selçuk Baran‟ın siroz olmasına neden olur.Son dönemlerinde en yakınlarının dahi ziyaret isteklerini reddeder; evine kapanıp ölümü beklemeye başlar. Selçuk Baran, 4 Kasım 1999 tarihinde geçirdiği bir mide kanaması sonucunda hayata gözlerini kapayarak aramızdan ayrılır.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir