Lionel de Moustier’in 1862 Yılı Anadolu Seyahati Uşak Notları

Uşak Kazası; Fransa Devleti İstanbul Büyükelçisi Lionel de Moustier‘ in 1862 yılında yaptığı Anadolu Gezisinin önemli durakları arasındadır.

Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati

Lionel de Moustier yada tam adı ile Lionel Désiré-Marie-René-François de Moustier, Fransa Devleti Büyükelçisi olarak 28 Ağustos 1861 yılında İstanbul’ a atanır.

Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Alfred de Moustier

Bu seyahat için Fransız büyükelçi Moustier’ e Fransız haftalık seyahat dergisi Le Tour du Monde ‘nin illüstratörü Jacques Guiaud ve akrabası olan fotoğraf sanatçısı Alfred de Moustier eşlik etmekte idi.

Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Jacques Guiaud

Le Tour du Monde Dergisi bu seyahat yazılarını 1864 yılının ilk haftasında yayınladı. Bu dergide Fransız büyükelçi Moustier’ in Uşak Kazası notlarına eşlik eden Jacques Guiaud’ ın Uşak Çarşısı çizimleri ve Alfred de Moustier’ in Uşak Çarşısı fotoğrafları Uşak Şehrinin en eski tarihli görünümüdür.

Le Tour du Monde Dergisi Lionel de Moustier’ in 1862 yılında yaptığı Anadolu Gezisi

Fransa Devleti Büyükelçisi olarak 1861 yılında göreve gelen Lionel de Moustier, 1862 yılında İstanbul’dan İzmir-Efes’e bir Anadolu Seyahati yapmıştı. Bu seyahat sırasında tuttuğu notlar 1864 yılında Fransa’ da Le Tour du Monde(Dünya Turu) Dergisinde yayınlandı. Bu derginin 225.-274. sayfaları arası bu seyahatin ayrıntılarını bulabilirsiniz. Bu eseri Fransızcasından okumak isteyen varsa aşağıda ki linkten yararlanabilir

Le-Tour-du-monde-Usak-1864

Fransız büyükelçi Moustier’ in Anadolu Seyahati Sırasında Siyasi Ortam Nasıldı?

Lionel de Moustier yada tam adı ile Lionel Désiré-Marie-René-François de Moustier, Fransa Devleti Büyükelçisi olarak 28 Ağustos 1861 yılında İstanbul’ a atanır. Osmanlı Devleti Sultan Abdülmecid saltanatı dönemidir. Osmanlı Devleti’nin Kırım Savaşı sonrasında oldukça yıpranmış ve toparlanmaya çalışmaktadır. Rusya 22 Haziran 1853’te Eflak ve Boğdan üzerinden Osmanlı Devleti’ ne saldırmış ve İran Şahı Nasrettin Şah ile yaptığı ittifakla üstün hale gelmişti. Osmanlı Devleti’ nin yenilip Rusya ve İran tarafından pay edilmesi ihtimali üzerine İngiltere, İtalya ve Fransa Osmanlı Devletiyle ittifak kurarak savaşa katılmıştır. Kırım Savaşı Rus ordusunun 1855 ilkbaharında yenilmesi sonrasında 30 Mart 1856 tarihinde imzalanan Paris Barış Antlaşmasıyla sona ermiştir.

Osmanlı İmparatorluğunda güvenle seyahat edebilmek için Bab-ı Ali’den yol emri veya tezkeresi almak gerekiyordu. Batılı yabancılar için tarihe damga vurmuş en önemli medeniyetlerin toprakları üzerinde hakimiyeti olan Osmanlı topraklarında seyahat etme isteği büyük cazibesi olan bir durumdu. Osmanlıyı ziyaret etme izinleri ise 1535 yılında Fransa’ya verilen ayrıcalıklar ile başladı. Maddelerden biri Fransızlara Osmanlı topraklarına giriş izni veriyordu. 10 Şubat 1841 tarihinde çıkarılan Men-i Mürur Nizamnamesi ile ülke içinde yapılacak seyahat kurallar ile güvence altına alındı. Nizamnamede yer alan 5, 8 ve 9. maddeler yabancıların ülke içindeki dolaşımıyla ilgiliydi. Kara yoluyla gelecek olan ziyaretçiler gittikleri şehirlerde bulunan görevli memura elindeki izni imzalatmalıydı. Gidilecek yol güzergahındaki görevlilerden yolcuların korunması, sağlıkla ve sorunsuz olarak gidecekleri yerlere ulaştırılmaları isteniyordu.

Le Tour du Monde Dergisi Lionel de Moustier’ in 1862 yılında yaptığı Anadolu Gezisi 9. Bölüm

Fransa’ da Le Tour du Monde(Dünya Turu) Dergisininin 1864 yılı ilk haftasına tarihlenen sayısında 9. bölümün 260. ve 262. sayfaları Uşak Kazası izlenimleriyle yazılmıştır. Bu kapsamda bu eserin 9.bölümünün tümünü Fransızca’dan Türkçe’ye çevirini Sayın Bayram Keleş’e teşekkür ederek tümüyle size sunacağım:

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis'ten Efes’e

Par l'intérieur de l'Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya' ya yolculuk

 Par M. le Comte de Moustier-1864

Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e

Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk

 Par M. le Comte de Moustier-1862

Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

IX. Bölüm- 9. Bölüm

Les ruines d’Aizani (Çavdarhisar Aizani Harabeleri)- Les paysans de l’Anatolie (Anadolu Köylüleri)- Les monts Dindymènes et le Temnus (Murat Dağı ve BozDağ)- Ghédiz ( Gediz )-Ouschak (Uşak)- L’industriedes tapis ( Halı Sanayi)-Takmak- Koula ( Kula)- Phrygie brûlée (Yanmış Frigya), Les Zeibekler( Zeybekler) Hermus ( Gediz) Nehri. Salikli (Salihli)

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle
Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Sophon (Sapanca)  Köprüsü- Sapanca Gölü ile Adapazarı arasında Roma İmparatoru Justinianus tarafından Sapanca Nehri üzerinde inşa edilmiştir.
Beş Köprü/Sophon (Sapanca)  Köprüsü- Sapanca Gölü ile Adapazarı arasında Roma İmparatoru Justinianus tarafından Sapanca Nehri üzerinde inşa edilmiştir.-Le Tour du Monde ‘nin illüstratörü Jacques Guiaud

Lionel de Moustier  Anlatımıyla 1862 yılında Kütahya Çavdarhisar’da Bulunan Aizani Antik Kentinin Durumu

Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Kenti Jüpiter Tapınağı 1862 yılı
Kütahya Çavdarhisar Aizonai Antik Kenti Jüpiter Tapınağı 1862 yılı-Le Tour du Monde ‘nin illüstratörü Jacques Guiaud

Çavdarhisar Aizani Harabeleri

Bir grup tarihçi Aizani Antik Kenti’ nin Tantalos’ un oğlu Aizen tarafından kurulmuş olduğunu söylese de, tarihte önemli bir rol oynamamaktadır, ancak koruma durumu ve anıtlarının heybetli görünümü incelenmeye değerdir.

Osmanlı topraklarına gezginlerin ilgisi ile Avrupa’da sadece kırk yıldır bilinen bu harabeler defalarca anlatıldı ama ben hiçbir detaya girmeyeceğim.

Okuyucunun önünde, Aizani ‘de hala görülebilen en ilginç binaların aslına sadık bir reprodüksiyonu var: tiyatro, stadyum, köprü, Rhyndacus iskeleleri ve her şeyden önce Jüpiter tapınağı… vb. gibi bileşenleriyle oldukça zengin bir yerleşimdir.

 İyon stilinin zarif ve mükemmel bir düzenleme örneğini sergilemekle birlikte Roma hakimiyetinden önceki bir kökene tanıklık ediyor gibi görünüyor.

İmparator Adrian ile çağdaş olan ve duvarlarına kazınmış olan Latince ve Yunanca yazıtlar, muhtemelen inşa edildikten çok sonra burada yer almıştır.

Aizani çevresindeki tepeler, kentin anıtları için güzel malzemeler sağlayan kireç taşı kayalardan oluşuyor. Vadinin dibi, köy sakinlerinin onu oldukça iyi değerlendirdiği alüvyon topraktır.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Aizani Antik Kenti; Kütahya’nın yaklaşık 55 kilometre güneybatısında yer alan Çavdarhisar ilçesindedir. Eskişehir’e 140 km, Bursa’ya 200 km, Afyonkarahisar’a 130 km, Uşak’a ise 90 km, Balıkesir’e 230, Manisa’ya ise 255 km mesafededir. Frigya sınırlarında yer alan Aizani ’nin bilinen ilk sakinleri Aizanistler’ dir. Bu ismin ise Frigya ’nın mitolojik kahramanı Aizan’ dan geldiği düşünülüyor.

Bu bölgenin en önemli akarsuyu antik çağda, olasılıkla Mysia Bölgesine giden bir yolu belirleyen Rhyndacus (Koca Su)’dur. Koca Su, adını verdiği vadi boyunca büyüklü küçüklü birçok dereyle birlikte kuzeye doğru akmakta olup, sonunda Marmara Denizi’ne dökülmektedir. Bir tepe üzerinde yer alan kentin ana kutsal alanı Zeus Tapınağı, şimdiye kadar en iyi koruna gelmiş Zeus tapınaklarından biridir. Yunan Mitolojisinde baş tanrı olarak görülen “Zeus” Roma döneminde Jüpiter olarak adlandırılır.

Lionel de Moustier  Anlatımıyla 1862 yılında Kütahya Çavdarhisar Köylüleri

Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Edhard Rue Bonaparthe tarafından Gravürleştirilmiş
Edhard Rue Bonaparthe tarafından Gravürleştirilmiş

Selçuklular Dönemi’ nde Çavdar Tatarları tarafından üs olarak kullanılmasından dolayı buraya Çavdarhisar adı verilmiştir. Aşıkpaşazade tarihi 14. yy’ de Germiyan Beyliği bünyesinde bölgeye egemen olan Çavdar/Çavudur adlı bir Tatar beyi ve sülalesinden söz eder. Çavdar/Çavudur Bey; Müslüman olmuş Moğol aşiretlerinden Karait Kabilesi ’nin Beyi Alıncak  Noyan’ ın oğludur.

Les paysans de l’Anatolie (Anadolu Köylüleri)

Köy sakinlerinin Fizyodomileri (insan yüzünün biçim ve anlatım özellikleri) ve görünüşleri, aslında belirli bir sükunet ve sefalet görüntüsü verir. 

Dikkat edilmelidir ki, Osmanlı Devleti’ nin genel yönlü bir çöküş durumunun etkisi altında ki halk, ilginçti ki zor ekonomik koşullar etkisinde olmasına rağmen toplu bir itiraz hareketi içinde olmayıp sükunet içindedir. 

Taşra sakinleri ve bireylerin fakirliği Osmanlı Devletinin içine düştüğü sefalet nedeniyleydi. Dilencilere, seyahatimiz sırasında nadiren rastladık. Mola verdiğimiz köylerde, genellikle tanışma hevesiyle bize sunulan kaliteli yiyecekler bulduk ve evlerin çoğu görünüş olarak oldukça zayıf olmasına rağmen köylüler genellikle iyi giyimlidir. 

 Anadolu Halkının kıyafetlerinde ki dolgunluğu, renk çeşitliliği, erkek yüzlerini taçlandıran türbanların heybetli formu, duruşlarının olağan ağırlığı, bütün insanlarına gerçekten dikkate değer bir haysiyet karakteri verir. 

 Anadolu’da yaşayanlar arasında görülen bu görece rahatlığı üç neden açıklayabilir:

·         Osmanlı Devletinin geniş bir coğrafyaya hükmetmesi ve ülke topraklarının bereketli olması

·         Ülke nüfusunun az olması

·         Ülke nüfusunun ihtiyaç ve gereksinimlerinin sınırlı olması 

Bu koşullar, kamu refahının gelişimini ve medeniyetin ilerlemesini teşvik etmeden, bireylere yeterli varoluş araçları sağlamaktadır. 

 Anadolu Halkı yaşayış itibariyle ilkel bir görünümde olup kabaca Orta Çağ’da ki Avrupalı atalarımızın hayat koşullarında yaşamaktadır. 

Ayrıca, Anadolu’nun içlerine yapılan bir geziden döndüğümüzde, Avrupa’mızın beş yüz yıl önce sunmuş olması gereken görünümü gayet net bir şekilde hayal edebilirsiniz. 

 Kırsal kesimin kültürü neydi? Kasaba ve köylerde güvenlik nasıl sağlanıyordu? İletişim yollarının durumu neydi? Bir yerden başka bir yere nasıl seyahat edilirdi? Ticaret nasıl yürütüldü? Ticaret güvenliği nasıl sağlandı? Sosyal ilişkilerin doğası nasıldı? Tek kelimeyle birey böyle bir ortamda yeteneklerini hangi sınırlar içinde kullanılabilmekteydi? 

Avrupa ile bu coğrafya arasında ahlaki ve fizyonomi açısından kıyaslandığında; dehadan kaynaklanan muazzam farklılıklara ve Doğu ile Batı arasında bu kadar farklı olan kurumlara, tamamıyla Hristiyan Orta Çağlarında ortaya çıkan farklılıklara rağmen bazı benzerlikleri kavramak hâlâ kolaydır. 

Türkler topluca, ruhun çeşitli biçimlerine ve dinginliğine, bu teslimiyet gücüne, ondan gelen bu sükunete inanmaktadır. 

Anadolu Halkının zihni dini inançları doğrultusunda şekillenir. Dini ibadetlere olan bağlılıkları oldukça yüksek olmakla birlikte İslam Dinine duydukları güven ve saygıyla hareket ederler. Camide, evde, sık sık secde ettikleri tarla ortasında dillerinde tanrılarına olan güven ve saygıyı: İnşallah Allah (lütfen Allah) ve Allah Kerim (Allah merhametlidir) kelimeleriyle ifade ederler. Anadolu halkının konuşmasında hemen hemen her cümlede bu kelimeler kullanılır. 

Anadolu halkı; yaşam süresi az olmakla beraber doğayı seyrederek tütün çubuklarını içerken hayal kurmak, bir fincan kahve içmek… vb. gibi en çok tercih ettikleri zevklerden kolayca mutlu oluyorlar. 

Anadolu halkı lüksü pek bilmiyor, ancak evlerinin düzeninde, evlerinde mobilya oluşturan az sayıdaki mutfak eşyaları, özellikle kıyafetlerinde ve tüm alışkanlıklarında hissedilen bir sanat duygusu ve şiirsel ifade tarzı bugün aramız (Avrupa)da neredeyse bilinmiyor. 

Anadolu halkı; talihsizler yaşayarak mağdur olan insanlara gösterdikleri hayırseverlikleri, misafirperverlikleri, verdikleri sözleri yerine getirme sadakatleriyle meşhurdur. 

Türk ırkının belki de en gerçek kişisel özelliği olan bu haysiyet, kendine ve başkalarına gösterdikleri saygıda da kendini hissettirir. 

Anadolu Halkının alt sınıflar arasında bile öfke nadiren kavgalara, tartışmalara veya hakaretlere dönüşür. Konuşmalarında birbirlerine “Kuzum” ve “Canım” diye dostça hitap ederler. Bununla birlikte halkın konuşma dili bu dostça ifadelerin yanı sıra bazı istisnalar da içerir. Bazı kaba ifadeler kelime haznelerinde yer alır ve bazen bunları değişmez ağırlıklarından sapmış gibi görünmeden değiştirirler.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Dindar Anadolu Halkının Sarhoşluk Verici İçkilere Karşı Tutumu

 Anadolu Halkı peygamberleri Hz. Muhammed’ in şaraba karşı ilan ettiği yasağın “Rakı (Tahıl Brendi)” yi kapsamadığını bahanesiyle sarhoşluk alışkanlığını her geçen gün üzücü bir durumda evlerine nüfuz etmesine izin vermektedir.

Ayrıca antik Frigya ‘nın bu bölümünde pirinç gibi tahılda buğday yeme alışkanlığı var. Her evin önünde, ateşlenmeden önce yarı kırıldığı kabaca yontulmuş bir taş havan(dübek taşı) vardır.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Yazar burada Rakıyı kastederek Tahıl Brendisi olarak ifade etmektedir. Rakı; takıl kökenli etil alkolün, anason tohumu ile bakır imbiklerde ikinci kez damıtılmasıyla üretilen Türkiye’de en çok tüketilen içki türüdür. Yazar burada gördüğü içki tüketiminden dolayı şaşırmıştır. Rakı için halkın dini izin kullanmasına bahane demektedir.

Bilindiği gibi İslamiyet, aklın muhafaza edilmesi için içki yasağı getirmiştir. Nitekim Hz. Peygamber içkiye “Ümmü’l-Habâis” yani kötülüklerin anası olduğunu söylemiştir. Türkçede bir içki türü anlamına gelen kelimenin, Arapça’ da karşılığı “şeribe” fiilinden türeme neredeyse bütün içecekler için kullanılan şarap sözcüğüdür. Türkçede kullanılan şarap sözcüğünün Kuran’ da ki karşılığı “hamr” sözcüğüdür. Şarap dışındaki alkollü içeceklere “nebiz” adı da verilmektedir. Fransız seyyahın bahsettiği rakının mubah sayılması hadisesi “Rakı” nın nebiz türü bir içki olmasından kaynaklanmaktadır.

Hanefi Mezhebinin kurucusu İmam – ı Azam Ebu Hanife de hamr kelimesinin örfî anlamı şarap olduğu için mutlak haramlığı yani ne miktarda içersen iç haramdır hükmünü sadece şarap için işletmiştir. İçki konusunda diğer mezheplerin hiçbirinde görülmeyen bu fetvalar, Ebu Hanife ekolünün devrim niteliğindeki farklarından biridir. Öbür alkollülerin haramlığını ise sarhoşluk kaydına bağlamıştır. Nitekim Osmanlı fetva makamı dahi bu yönde fetva vermiştir. Hanefilerin en büyük üstatlarından olan İbrahim en- Nehaî bu konuda açıkça şöyle demektedir:

“Adamın biri on kadeh içti, sarhoş olmadı; on birinci kadehte sarhoş oldu. Bu adamın durumu nedir? İçtiği tüm kadehler mi haram yoksa sadece on birinci kadeh mi?”  Yanıtı şöyle oldu: “Sadece on birinci kadeh haramdır.” 

Tabiin kuşağının en büyük fakihlerinden olan ve Ebu Hanife’yi fıkıh ilmine yönlendiren Şa’bî, (Ö. 721)  kaynakların bildirdiğine göre nebiz içer ve satranç oynardı.   İmamı Azam Ebu Hanife şöyle naklediyor:

“Bir mesele sormak için Şa’bî ’nin huzuruna gitmiştim. Baktım, önünde satranç, elinde nebiz. İçiyor ve oynuyordu.”

Irak fıkhının beşiği olan Küfe kenti sarhoş edici içkilerden olan nebizin bol tüketildiği bir şehir olarak ünlenmiştir. Küfe’ de hurma nebizi, bal nebizi, incir nebizi, mısır nebizi gibi nebizler bolca tüketilirdi. 

(Yaşar Nuri Öztürk, İmamı Azam Ebu Hanife, İstanbul 2009)

Lionel de Moustier ‘un Notu

Not: Osmanlı Devleti’nde nüfusun büyümesini engelleyen nedenlerin başında bedelli Askerlik ücretleri gelmektedir.

Türkiye’de zorunlu askerlik var. Medeni statü sicillerinin yokluğunda (ki bu da şu anda kurmayı düşünüyor gibiyiz), Kaza meclisinin yardımıyla kaza müdiresi, bir gencin askerlik yaşına gelmiş gibi görünmesine binaen askerlik kurasına dahil eder. Kura sonucu talihin kendisini uygun gördüğü kimseler sonsuza dek askerlik hizmetinden kurtarılmaz. Arka arkaya beş yıl ortaya çıkmalı ve yeni bir çekiliş şansını değerlendirmelidirler. Yalnızca yirmi beşte, kader onları beş kez kayırdıysa, nihayet güvende olabilirler.

 Osmanlı Devleti’nin duyurduğu üzere askerlik hizmet süresi beş yıl olarak belirlendi; Bununla birlikte, makamın kararı keyfi olarak süreyi uzatma kararının vermesi nadir değildi. Askerlik süresi nihayet bitiyor, ancak, elli beş yaşına kadar Devletin emrinde kaldığı bir redif taburunun (rezerv) kontrollerinde kayıtlı kalıyordu. Bu taburlar aynı bölgeden olan ve bu nedenle genellikle evlerinde kalan adamlardan oluşmakta idi. Ancak esasen hareketli olup koşullar gerektirdiğinde imparatorluğun sonuna gönderilebiliyorlardı.

Türkiye’de tarımın gerilemesinin ve egemen ırkın(Türklerin) gerilemesinin temel nedeni, kuşkusuz böyle bir askeri organizasyondur. Osmanlı’nın gayrimüslim reayaya olan güvensizliği değişmediği müddetçe onları ordudan uzak tutmaya devam etmesi onlar için üzücü olmayacaktır. Konstantinopolis’te birkaç yıldır açılan askeri okula belirli sayıda genç Hristiyan yeni kabul edildi. Şüphesiz, yaklaşan bir dönüşümün belirtisi var.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Osmanlı Klasik Döneminde “Ordu Teşkilatı” bütün işi askerlik olan Yeniçerileri ve tımar sistemi içerisinde yetişen süvarilerden oluşmaktaydı. Avrupa’yı temelinden sarsacak olan Fransız Devriminin eşiğinde tahta çıkan III. Selim Osmanlı Devleti’nde köklü bir yapısal değişikliğe başladı.1793 yılında kurduğu Nizam-ı Cedit ordusu nedeniyle yeniçeriler Kabakçı Mustafa’nın önderliği altında ayaklanarak onu katlettiler. Yerine tahta çıkan II. Mahmut ise kendine karşı ayaklanan yeniçerileri 1826’da büyük bir katliamla ortadan kaldırdı. Hali hazırda 1821’den beri süren Yunan İsyanı vardı. Bunun üzerine 1827’de Navarin’de Osmanlı donanmasına saldırıldı. Hemen ardından hem Rus Savaşı çıktığı gibi hem de Kavalalılar Mısır‘da isyan başlattılar.

Böyle bir gündemde askerlik süresi tam 12 yıl idi. Yeni orduya alınacaklar bölgelerden kura ile seçiliyordu. Fakat bu bir düzensizliğe sebep olmakta ve yerel nüfusun özelliklerine uygun şekilde asker alımı yapılamamaktaydı. Dolayısıyla genç nüfus azalıyor, bölgelerin demografik ve buna bağlı olarak ekonomik-sosyal yapıları sarsılıyordu.

Bahriyede istihdam edilen az sayıda gayrimüslime rastlansa da genel olarak gayrimüslimler de askere alınmıyordu. Nitekim bu duruma bir düzen arayışı başladı ve Tanzimat ile bu ilan edildi. Abdülmecid döneminde askere alımların düzensizliğinden bahsedilerek bunun bir yoluna koyulması hedefleniyordu. Askerlik süresinin 5 yıla sabitlenmesi ve asker alımlarının da düzenli-adaletli bir şekilde yapılmasına çalışıldı. Fakat bu durum bütün azınlıklar arasında tartışma konusu oldu. Eskiden beri ödedikleri cizye karşılığında askerlikten muaf sayılan gayrimüslimler bu yeni kanuna karşı çıktılar. Neticede cizye kaldırılmış olsa da ”bedel-i askeri” adıyla bu usul yine eskisi gibi devam etti. 

Lionel de Moustier ‘un Seyahatinde Murat Dağı

12 Ekim 1862 günü saat ikide yolculuğumuza devam ediyoruz.

Bir dizi kireç taşı oluşumunun ardından, gözyaşları kil, marnlı kumtaşı ve volkanik tüfün hakim olduğu araziyi açığa çıkaran derin vadilerle çaprazlanmış bir plato gelir. Bu plato, Dindymene (Murat Dağı)dağlarının büyük zincirleri arasında bir bağlantı görevi görür.

[NOT: 1. Dindymene (Murat Dağı) ve Temnus(Boz dağ) dağları; Ana Tanrıça Kybele’nin orada aldığı kült nedeniyle antik çağda ünlüydü; buna genellikle şairler tarafından tanrıça Dindymene denir.]

Her iki dağda bu noktadan başlayarak aynı düzlemde, biri Kapadokya yönünde, diğeri Ege Denizi yönünde, Küçük Asya’yı iki eğimli yokuşa bölerek kuzeyde kuzeye doğru uzanmaya başlar. Her iki dağın kuzeyinde Pont-Euxin(Karadeniz) ve La Propontide (Marmara Denizi), güney ve batısında Akdeniz uzanır.

Aynı dağdan çıkan suları farklı denizlere doğru yönelen Rhyndacus (Mustafakemalpaşa Çayı) ve Hermus( Gediz Nehri)’un kaynaklarını şu anda görebiliyoruz. Güneş, muhteşem Ak-Dağ(Denizli-Çivril) manzarasının ardında batıyor.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Yazıda geçen Marnlı Kumtaşı; Doğada bulunan kalker ve kilin, % 50-70 oranında kalker + % 30-50 oranında kil karışımından oluşmuş kayaçlara marn denir. Volkanik tüf kayalar çok sayıda gözenek içeren bir volkanik kaya türüdür. Murat Dağı; Tarih öncesi dönemlerin en büyük tanrısı Ana Tanrıça Kybele’nin ünvanlarından Dindymene (Dindymos) ismiyle anılmakta olup binlerce sene kutsal bir merkez olmuştur.

Lionel de Moustier ‘un Seyahatinde Gediz Kazası

Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Kütahya Sancağı Gediz Kazası 1862 yılı
Kütahya Sancağı Gediz Kazası 1862 yılı-Le Tour du Monde ‘nin illüstratörü Jacques Guiaud

Ayaklarımızda güneyde volkanik kütleler arasında dar bir vadi açılır; orada Hermus (Gediz Nehri) akar, orada yanmış kayanın çatlaklarında bin beş yüz evi bulunan Gediz (eski Cadi) kasabası bulunur.

Geceleri giriyoruz ve geceleri Türk şehirlerine girmenin tehlikeleri üzerine yaptığım resim, iki zıt yokuştan inmek ve yükselmek için cesur olmak zorunda olduğumuz zorluklar hakkında zayıf bir fikir verecek. bu geçit, bitkin atlar ve hiçbir realistin korkunç bir resmini çizemeyeceği sokaklar.

Üstelik son derece güzel bir konak; Gediz halkının kıyafetlerinin görkemi ve tavırlarının haysiyetine göre mükemmel adamlardan oluşan çok sayıda Gedizli, mükemmel bir karşılamayla karşılanıyoruz. 13 Ekim 1862 günü sabahı aceleyle Gediz’i son defa görüyorum ve posta atları ile saat dokuzdan biraz önce Uşak’a gitmek üzere ayrılıyoruz.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Lionel de Moustier ‘un Seyahatinde Gediz Kazasından Uşak’a Doğru

Hermus (Gediz Nehri) vadisi iyi işlenir, ancak biz sadece onu geçiyoruz ve hemen dağlık ve ormanlık bir bölgeye giriyoruz; Görünüşü bize Yunanistan’ da ki Olimpos Dağı’ nın yamaçlarını hatırlatıyor. Bazen ağaçların ve kayaların arasında muhteşem güzellikte perspektifler açılır. Alevlerin ve dumanın yükseldiği bir uçurumun kenarından geçiyoruz: “Hiçbir şey değil, rehberlerimiz bize söylüyor, bu yanan bir orman.”

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Lionel de Moustier Uşak’ta

Fotoğraf Sanatçısı Alfred de Moustier tarafından 1862 yılında çekilen Kütahya Sancağı Uşak Kazası Çarşısı Fotoğrafı
Fotoğraf Sanatçısı Alfred de Moustier tarafından 1862 yılında çekilen Kütahya Sancağı Uşak Kazası Çarşısı Fotoğrafı

Bir zaptiye tarafından bizim gelmemiz konusunda uyarıda bulunan Uşak Kaza Müdürü, şehirden yarım saat uzakta hizmetkarlarıyla bizi karşılamaya gelir ve kendini nezaketle gösterir. Bizi çok zeki bir tüccar olan Yunan çorbacı’ ya götürür ve bize en misafirperver şekilde davranır.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Osmanlı Klasik Döneminde taşrada vilayet valisi, sancak mutasarrıfı ve Kaim-i Makam/Kaymakam dışında “Muhasssıl” denen yöneticiler de vardır. 1842’de Muhassıllık Meclisleri kaldırılarak sancak ve köy arasında yeni bir idari birim olarak “Kaza İdareleri” tesis edilir. Kaza idaresinde bölge halkının ileri gelenlerinin arasından seçilerek “Kaza Müdürü” atanırdı. Günümüzde ki “İl Özel İdaresi “nin öncülü bir kurumdur.

Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Kütahya Sancağı Uşak Kazası Çarşısı 1862 yılı
Kütahya Sancağı Uşak Kazası Çarşısı 1862 yılı-Le Tour du Monde ‘nin illüstratörü Jacques Guiaud

Uşak’ın gerçek bir ticari önemi vardır; Ege denizi ile Frigya’ nın tarım kantonları arasında bir ara noktadır ve şehri çevreleyen bereketli topraklar çeşitli ürünler sağlar, bu nedenle her hafta çok sayıda deve konvoyu Smyrna( İzmir)’ e Uşak Vadisinden afyon, tahıl ve tütün götürmek için ayrılır.

Uşak’ın da ilginç bir sektörü var; Smyrna( İzmir) halıları olarak bilinen bu güzel halı kilimler burada yapılır. Sekiz yüz esnafın her biri, evlerinde elle çalışan üç işçi çalıştırıyor. Nüfus en az on beş bin kişidir ve bunların üçte birini Hristiyanlar oluşturur; sanayi ve ticaret, deyim yerindeyse, yalnızca onların ellerindedir; Uşak Kaza Müdürü’nün anlattığı Hristiyanlarla Müslümanlar arasında ki yakınlık ve dostluk ilişkisine şaşırdım.

Postane haftada bir Uşak ile Smyrna( İzmir) arasındaki mektupları taşıyor, yolculuk birkaç gün sürüyor ve Türkiye’de mektupların asla evlere teslim edilmediğini biliyoruz; Beklenen gönderileri kendiniz talep etmek için ofise gitmelisiniz; muhatapların bilgisi olmadan gönderilenler, onlara asla ulaşmama riskini taşır. Uşak, eski Akmonia bölgesini işgal ediyor gibi görünüyor, ancak bu zaten kanıtlanmış değil, orada mezarlardan gelmiş gibi görünen ve şimdi çeşmeleri süsleyen birçok oyulmuş mermerle karşılaşılıyor. Burada birçok örnek bulunabilir.

Meraklı Uşak Kaza halkının ortasında bu fotoğrafı çekerken çok zorlandım, ama neyse ki halk uysal ve zabitleri ortama hakimdir.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle
Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Uşak şehri çarşısı 1862 yılı
Uşak şehri çarşısı 1862 yılı-Le Tour du Monde ‘nin illüstratörü Jacques Guiaud

Lionel de Moustier Eşme Takmak’ ta

15 Ekim 1862 gününün bir bölümünde Uşak’ta kaldıktan sonra öğlen saatlerinde bizimle Smyrna( İzmir)’ e gitmek isteyen iki Yunan tüccar eşliğinde yola çıkıyoruz.

Dalgalı yüzeyi kum, çakıl ve trakitik( magmatik bir kayaç) bloklarla kaplı çok yüksek bir platonun sonunda yer alan otuz evden oluşan fakir bir köy olan Takmak’ta uyuyacağız. Takmak Kazası arazi itibariyle kadim bir denizin dibine benziyor . Bu ıssız arazinin sakinleri, hayvan sürülerinin ortasında kamp kurmuş birkaç yörük aşiretinden oluşuyor. Buradan İda Dağına(Kaz Dağı) kadar Küçük Asya’nın tüm batı kesiminde gün batımında çok güzel manzaralar oluşturuyor.

Atlarımız iyi yürüdüler ama Uşak’tan Takmak’ a kadar olan mesafe postane oranına göre on iki saattir. Konağa vardığımızda,karanlık bir oda da çok az konuşan ve konuştuğunda devamlı hastalık endişelerinden bahseden bir müdür ile kaldık. On bir yaşında hoş bir çocuk olan kızı, bize tanıdık bir şekilde oturup gözleriyle bizi sorguladı. Şüphesiz birkaç ay içinde annesi güzel bir sabah günü örtünme zamanının geldiğini söyleyecektir; o zaman ve sonsuza kadar bugünkü özgürlüğünü haremin kapatılmış yaşamı ile değiştirmek zorunda kalacak.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Lionel de Moustier Kula’ da

15 Ekim 1862 günü sabah sekizde ayrılıyoruz. Kula’ya yaklaşırken volkanik araziyi oluşturan gnays(granit) kayalardan oluşan bir kaya labirentinden aşağı iniyoruz.

Kula, aslında Frigya’nın, Yanık Phrygia (Katakékauménè) olarak adlandırılan ve bugün büyük bir sönmüş yanardağ olan ve Kara-Divlit’in krater ağzının dibinde inşa edilmiş bir kaza merkezidir. Kara-Divlit Volkanı, tarihsel zamanların kökenine doğru patlayarak üst plato ve Kula bölgesini çaprazlayan uzun lav ve cüruf arasında geçiş oluşturan patikalar oluşturmuştur. Dalgaları birden sertleşen dalgalı bir deniz gibi şehrin etrafını sarmıştır.

Uşak’tan biraz daha az nüfuslu olan Kula, yine de müdürün bize karşı çok misafirperver olduğu endüstriyel ve ticari bir şehir olarak belirmektedir.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Lionel de Moustier Alaşehir’ de

16 Ekim 1862 günü saat yedi buçukta kalkış.

Gediz(Hermus) vadisini Kuzu çay vadisinden ayıran bir burun şeklindeki dağ sırasını geçiyoruz. Burada, anıtlarından çok dini anıları ile dikkat çeken Alaşehir (eski Philadelphia) bulunur.

Bu dağların görünüşü oldukça heybetli ; bize bir gün önce Takmak ile Kula arasında gördüklerimizi de hatırlatıyor; rastgele yığılmış kayalar arasına yayılmış çayırlık alanlar..

Kula tarafındaki yamaç volkanik yapıdadır; yukarı plato ve güney yamacı ilkel oluşumdandır; granit kayalar oraya hakimdir, burada kuvars damarları vardır.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle
Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Sart Çayı (Pactolus) kenarında Antik Sart Kentine Yolculuk 1862 yılı
Sart Çayı (Pactolus) kenarında Antik Sart Kentine Yolculuk 1862 yılı-Le Tour du Monde ‘nin illüstratörü Jacques Guiaud

Lionel de Moustier Zeybekleri Anlatıyor

Bu yöre arazisi, tekinsiz bir macera tiyatrosu için oluşturulmuş doğal bir dekor görünümündedir. Ayrıca bu ülkede en küçük alışveriş için bile nakit taşımamız gerektiğinden dolayı yanımıza aldığımız para ve ekibimize anlatılan eşkiya baskınları oldukça endişeli bir ortam oluşturuyor.

Bu arazide seyahat için pazar günleri tercih edilir olup etrafta ki binlerce tehlike ve tuzağa karşı yolcular kendilerini savunabilmek için kalabalık seyahat eder. Seyahat edecek yolcular bir araya gelmek, güçlerini birleştirmek hızlı karar verip, hızlı hareket etmek, kurnaz olmak ve Pazar günü yola çıkmaya her zaman hazır olmalıdırlar.

Salı günü yolculuk yapmaya karar verenler için yol güvenliklerini sağlamanın en iyi yolu eşkıyalara karşı zeybeklerle anlaşma yapmaktır. Aksi takdirde eşkıyaya karşı istihbarat sağlamak ve gerektiğinde teslim olmak gerekir.

Türkler, hatta eşkıyalar bile, verilen söze sadık olmakla gurur duyuyorlar; bu nedenle bu sadece bir anlayış sorunudur; bir anlaşmaya varıldığında ve bir tür sigorta sözleşmesi imzalandığında, tüccar antlaşmalar temelinde ilerleyebilir; Ona saygı duymayı kabul edenler, birkaç davetsiz misafir onu endişelendirmeye çalışırsa, gerekirse onun müttefiki bile olacaktı.

Bize en iyi refakat edip koruma hizmeti verecek zeybeklere gidiyoruz. Nitekim saat on bir civarında bu yalnızlığın ortasında kaybolmuş ve kahve adıyla süslenmiş bir kulübeye varıyoruz. Yoldaşlarımız atlarından inip en samimi davranışlarla zeybeklerle iletişime geçiyor. Kalabalık Zeybek grubunun içinde sade görünümlü, iyi giyimli, iyi silahlanmış büyük bir adama(Zeybek Beyi) ile anlaştık. Koruma hizmeti verecek bir zeybek bizimle gelecekti.

Zeybek Beyi arkadaşlarını bizimle tanıştırdı. Diğer zeybekler bize fısıldıyorlar: Öncelikle içilen kahveler ve koruma için verecekleri zeybek arkadaşları için yüklü bir ödeme yapmanız gerekli, zeybek arkadaşımız gururlu ve dürüst bir adamdır yanlış yapmayın…. Adamımız bize büyük hizmet veriyor. Onların iyi tavsiyelerine uymaya çalışıyoruz.

Kral Amfitriyon‘ a (Yunan mitolojisinde Herkül’ü büyüten kral ) benzeyen Zeybek Beyi paramızı, sanki dikkati dağılmış gibi bakmadan alıyor ve arkadaşlarıyla sohbet etmeye devam ederken onun güçlü bir karakter olduğunu görüyoruz.

Zeybekler kuşkusuz emir almayan bağımsızlıklarını uzun süre sürdürebilecek bir topluluktular. Aralarında zenciler de dahil çeşitli ırklardan bireyler görüyoruz; refrakter(yüksek sıcaklıkta çalışmaya dayanabilen)lerin ve genel olarak ülkenin tüm yasa dışı insanlarının bağlı olduğu bir tür kardeşlik oluştururlar. Diğerlerinin yanı sıra, kendi zevklerine uygun bir iş bulamadıklarında, halkın pahasına yaşama ve uygun gördüklerine fidye verme gibi ayrıcalıklara sahip olurlar. Dahası, belli bir ılımlılık gösterirler ve kendilerini zenginleştirmek için çalmazlar; günlük ekmek onlar için yeterlidir.

Sizi çevreliyorlar, sizi durduruyorlar; Onlara(zeybekler) bir parça altın, yiyecek, tütün verin ve çoğu zaman mutlu olurlar, ancak kötü mizahları korkunçtur. Öyle bir yaşam sürme hakkına sahip olduklarına o kadar iyi inanıyorlar ki, saklanmaktan çok uzak, tanınmak istiyorlar ve kostümleriyle kendilerine gösterilen ilgiden emin olmak istiyorlar. Doğu’da karşılaşılanların en eksantrik olan bu kostüm, tarif etmeyeceğim; bu koleksiyonun plakalarından biri onu aslına uygun şekilde yeniden üretiyor.

Yaklaşık otuz yıl önce, Zeybeklere son vermek isteyen bir paşa, kıyafetlerini yasakladı ve ağır cezalar altında giymelerini yasakladı. Karşı gelen zeybeklerin üzerine düzenli askeri birlikler gönderildi. Çarpışmalar olup kan aktı ama Zeybekler’in bu kıyafeti giyme inadı aşılamadı.

1861’de Islahat Fermanıyla farklı bir yol izledik. O sıra Sultan, Karadağlılara savaş veriyordu; Smyrna(İzmir) Paşası, Zeybekler’e yüksek bir nişan primi ödeme vaadiyle Bozdağ’a göndererek Karadağ Savaşına katılmak için ikna etti. Böylesi zayıf düşmana karşı bir keşif gezisinin sunduğu ganimet şansı zeybeklere anlatılarak ikna edildiler.

Zeybeklerden üç bin tanesi Smyrna(İzmir)’e geldi. Onları taşıyacak olan vapurlarda kömür yoktu. Zeybekler üç gün şehirde kaldı, fırtınanın kaptığı bir yer gibi görünüyordu. Ama içlerinden biri bir İngiliz’e, hatta belki de bir İngiliz kadına saldırmak gibi taşkınlık yapınca konsüller müdahale etti ve aynı akşam Zeybekler yola çıktı. Karadağ’da onlara onur pozisyonları verildi; bu cesur adamlardan çok azı Bozdağ’ ı yeniden gördü; ama orada yeterince arkadaş bıraktılar ve savaş kaybedilmedi.

Anadolu’nun pek çok yerinde yolcuların rahatı için her adımda dindar Müslümanlar tarafından yaptırılan çeşmelerle karşılaşılır. Bugün yürüdüğümüz yaylada pınarlardan yoksun ve onları telafi etmek için yeşilliklerle dolu barınakların altına yerleştirilmiş tatlı suyla dolu büyük kavanozlar(testi) buluyoruz; iyi ruhlar, bedavadan ve yalnızca hayırseverlik gayretiyle hareket ederek, onları oraya yerleştirmiş ve onları doldurmaktan sorumludur.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle

Selçuklu Sultanı 1. Alâeddin Keykubat, döneminde İstanbul, Çanakkale, Bursa, Balıkesir, Manisa, Muğla, İzmir, Aydın, Denizli, Afyon, Isparta, Uşak, Antalya hattında Ahi ve Yörük Türkmen yiğitlerinden seçilerek kurulan muhafız teşkilatı ile kervanların yol güvenliğini sağlatmıştır. Bu sebeple Ahilik teşkilatının Türkmen yiğitlerinden oluşturulan muhafız birliği bölüğü, tüm bu güzergâhta ticaret kervanlarını korumakla vazifelendirilmiştir. Selçuklu onlara zeybek demişti.

Lionel de Moustier Salihli’ de

Saat üç civarında, heybetli Bozdağ zinciri önümüzde beliriyor; dört saat boyunca takip ettiğimiz geniş bir vadiye iniyoruz; Susuzluklarını gidermek için gelen yörük sürülerinin kenarına akın ettiği Alaşehir Çayı/Kuzu Çayını geçtik. Akşam vakti nihayet, küçük bir köy olan Salihli’nin konağına sığınırız, burada fakir bir hizmetçi ve bir müfettiş bizi onurlandırmak için elinden geleni yapar.

Voyage de Constantinople à Ephèse /Konstantinopolis’ten Efes’e-Par l’intérieur de l’Asie mineure, Bithynie, Phrygie, Lydie, Ionie /Bitinya, Frigya, Lidya, İonya’ ya yolculuk-Par M. le Comte de Moustier-1864-Texte et Dessins Inedits /Yeni metin ve çizimlerle
Lionel de Moustier'in 1862 Yılı Anadolu Seyahati-Sardeis tiyatrosunun ve akropol kayasının 1862 yılı  görünümü- Le Tour du Monde 'nin illüstratörü Jacques Guiaud
Sardeis tiyatrosunun ve akropol kayasının 1862 yılı görünümü- Le Tour du Monde ‘nin illüstratörü Jacques Guiaud

Metin Tasarımı ve Müellifi Ömer AŞCI

© Copyright www.usaktayiz.com tüm hakları saklıdır. Kod, haber, resim, röportaj gibi her türlü içeriğinin tüm telif hakları www.usaktayiz.com.tr‘a aittir. www.usaktayiz.com sitesinde yer alan bütün yazılar, materyaller, resimler, ses dosyaları, animasyonlar, videolar, dizayn, tasarım ve düzenlemelerimizin telif hakları 5846 numaralı yasa telif hakları korunmaktadır.Bunlar www.usaktayiz.com ‘un yazılı izni olmaksızın ticari olarak herhangi bir şekilde kopyalanamaz, dağıtılamaz, değiştirilemez, yayınlanamaz.İzinsiz ve kaynak belirtilmeksizin kopyalama ve kullanımı yapılamaz .www.usaktayiz.com ‘daki harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. www.usaktayiz.com ‘da hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir.Bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir