Charles Texier Uşak Altıntaş Köyü Coğrafyası’nı Anlatıyor

Fransız Arkeolog Charles Texier’in Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi isimli eserinde 1862 yılının Uşak Altıntaş Köyü’nü anlatır. Bu eser, Uşak yöresinin tarihi ve coğrafyası için önemli bir başucu kaynağı hükmündedir.

Fransız Gezgin Arkeolog Félix Marie Charles Texier‘ in 1833 yılından 1843 yılına kadar süren Anadolu’da yaptığı arkeolojik araştırma gezilerinin duraklarından biri Uşak ve çevresidir. Yazarın meydana getirdiği eserler Anadolu Arkeolojisi açısından en temel kaynak eserler arasındadır.

Charles Texier‘ in en önemli eseri Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi’nde Uşak ili merkez köylerinden eski ismi Leşler olan Altıntaş Köyü’nü anlattığı bölümü aktarmaya çalışalım;

Charles Texier Altıntaş Köyü’nde

Uşak ilinin Merkez kazasına bağlı köylerden olan Altıntaş Köyü; Uşak Kent Merkezi’nin kuzeydoğu istikametinde olup 16 Km. uzaklıktadır. Köyün kuruluşu kesin olarak bilinmemekle birlikte eski adı “Leşler” dir.  Halk arasında “İleşler Köyü” olarak telaffuz edilmektedir.

Uşak ili Altıntaş Köyü Leşler Kayası Antik Alanı
Leşler Kayası

4.Kitap/Eolya(Aeolide)ve Lidya(Lydie) 29.Bölüm/Kara Devlit Yanardağı

Uşak‘a yakın İleşler kayası denilen yerde halkası bozuk feldspat’ı içeren ve kendisi kül ve maden köpüğü (scorie) çamuru içinde kalmış menekşe rengini andırır lavlardan oluşmuş, büyük bir yanardağ ağzı vardır. Bu tür lavlara, İtalya’nın Vezüv yanardağında rapilli derler.

Charles Texier‘in Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi 2.Cilt Ali Suat Çevirisi

Charles Texier’ in halk ağzıyla İleşler Kayası olarak anlattığı bölge Uşak‘ın kuzeyinde yükselen sönmüş bir yanardağ olan Elma Dağı eteklerinde yer alır. Feldspat , seramik-cam-boya sanayinin ana hammaddelerinden olup Dünya rezervleri açısından Türkiye’nin lider olduğu mağmatik bir mineral türüdür. Ayrıca Leşler bölgesi maden köpüğü (scorie) çamuru içinde kalmış menekşe rengini andıran Türkiye’nin önemli Köfeki/Andezit Taşı ocaklarını barındırır. Karaboldere volkanitleri, Uşak kuzeyindeki bölgede, Altıntaş köyü çevresinde ve Elmadağ’da yüzlekler vermektedir. Arazide gri ve pembemsi renklerde izlenmektedirler. Karaboldere volkanitleri, riyodasit, trakiandezit, andezit lav, tüf ve aglomeralardan oluşmuştur.Rapilli Lav ise; lapilli yahut rapilli (fındık büyüklüğünde ve biçiminde) şeklinde ki lav örtüsünü anlatır.

Bu lav yığını oldukça büyüktür ve yüksekliği tahminen kırk metreyi bulur. Kül kısmının oluşturduğu tabakalar yataydır. Vadi tarafındaki ya da ağzın yanındaki kayalar, tamamen dikey konumdadır. Gediz (Hermus)’den öteye volkan oluşumu devam eder; fakat erimiş lavlar artık görülmez olur. Buradakiler sarımtırak, boz renkte taş haline gelmiştir ve iç tarafı boş ve dik tepeler şeklinde yükselir. Strabon’un eski geleneklere dayanan masal türünden olan sözleri bir tarafa bırakılırsa, bu Katakekomene (Catacecaumene) manzarasını, az kelimeyle tam olarak tarif ediyor. Boyu beş yüz, eni dört yüz stadedir, diyor ki doksan iki buçuk kilometre uzunluk ve yetmiş dört kilometre genişlik eder. O halde bu saha, çok önemli yanardağ olaylarının izleri görülen Karahisar arazisine kadar uzanır. Bölge ağaçtan yoksundur. Ancak Catacecaumenit adında ünlü bir şarabı vardı. Arazisi volkan külü ve siyah maden köpüğüyle kaplıydı.

Charles Texier‘in Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi 2.Cilt Ali Suat Çevirisi

Charles Texier‘in burada bahsettiği “Stade” Eski Roma’da kullanılan 185 metreye karşılık gelen bir ölçü birimidir. Katakekomene (Catacecaumene) ise “Yanık Ülke” anlamına gelen Kula’dan Afyon’a kadar uzanan volkanik arazi için kullanılmış bölge ismidir. Altıntaş köyü çevresinde,volkanizmalannın bitiminden sonra volkanik baca ve çevresinde yer alan çatlaklardan sıcak ve silisifiye oluşuklar gelerek yerleşmiş ve volkanitler üzerinde katılaşmış Trakiandezitler ve andezit olarak adlandırılan kaya oluşumları bulunur. Aglomeralar, arazide koyu gri renklerde izlenirler. Çok fazla altere olduklarından Altıntaş köylüleri tarafından “Küfeki Taşı” ocağı olarak işletilmektedir. Ocaktan çıktıktan sonra gayet kolay işlenebilen aglomeralar, atmosferde belli bir süre kaldığmda dayanımlarında belli artışlar oluşmaktadır. Mikroskobik incelemelerde taneleri bağlayan matrikste (volkanik cam) boşluk alanlar çok azdır. Gerek matrikste ve gerekse de tanelerde killeşme fazladır. Pirojen mineral olarak; biyotit, ojit, hornblend, plajioklas belirlenmiştir. Kesitlerde biyotitin diğerlerine görev daha fazla olduğu görülmüştür. Pirojen mineraller genellikle kenarları kırılmış olarak izlenmişlerdir.

Strabon, bu ateş alaylarıyla ilgili doğa üstü ve dışındaki sözlerin hepsini atarak bunları kaynakları tükenmiş yanardağların izleri diye görür. Delil olarak biribirinden kırk stade(7400 metre) mesafede bulunan ve körük adı verilen üç oyuk gösterir. Bunların üzerinde, lavlardan oluşmuş koniler görülür. Maddelerin soğumasıyla oluşmuş olan çok geniş boşlukların içinde, dışarıya doğru esen çok serin bir hava akımı vardır.

Charles Texier‘in Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi 2.Cilt Ali Suat Çevirisi

Antik dönemin büyük Coğrafyacısı Strabon, (MÖ 64 – MS 24); İlkçağ coğrafya biliminin en önemli isimlerinden biridir.

6. Kitap/Frigya (Phrygie) ve Galatya (Galatie) 8.Bölüm/İlkel Eserler

Uşak şehrinin kuzeyinde, İlesler kayası adı verilen ve eski Akmonya(Acmonia)’nın konumuna uyan yerde, içi curuf ve külle dolmuş ve içten aynı Roma yöresi arazisinde ki gibi boz (grisatre) renkte volkanik oluşum sergileyen geniş bir yanardağ ağzı vardır. Bu arazinin yukarı kısmı, içinde bazı feldspat kristalleri bulunan ve curufla külden oluşan bir hamurla karışmış olan, menekşe renkli lavlarla(Köfeki/Andezit Taşı) kaplıdır. Bu tabakanın kalınlığı, otuz metreden çoktur. Vadinin etrafındaki kayalar, tamamen dik vaziyette ve lavların kül türünde bir katmanı üzerindedirler.

İşte Frigyalılar, mağaralarını bu kayalarda oymuşlar ve ev olarak kullanmışlardır. Çünkü mezar olarak kullanıldığına işaret eden hiçbir iz yoktur. Bunlar, çoğunlukla birinden diğerine geçilen ve pencere ile dıştan ışık alan çok sayıda odalardır. Mezar yapılmış olan yerlerde, lahitler de vardır.

Charles Texier‘in Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi 2.Cilt Ali Suat Çevirisi

Charles Texier; Altıntaş Göleti Arkeolojik yerleşimi’nin tarihi kayıtlardan bildiği Akmonya Şehri olduğunu tahmin ediyor.Altıntaş Göleti Arkeolojik yerleşimi, Altıntaş Köyünün güneybatısında bulunan göletin çevresinde kayalık alan üzerinde yer almaktadır. Bu alan aslında tahrip olmuş bir yanardağ ağzıdır.

İlkel insanların kendine bir yer ya da bir mezar oymak için dağlara saldırması, bu Frigya’da ilk çalışmalarda tamamen görülür. Kütahya civarının işlenmesi kolay yumuşak taşları, bu alışkanlığın yaygınlaşmasına neden oldular. Merkezi Frigya’nın tek tür ve dik konumdaki yanardağ kütleleri de taşçı kalemine uygun yumuşaklıktadır. Bu tarzdaki ilk deneyimler, elbette eski tarihin en geri dönemlerine çıkar. Bununla beraber gerek takip edilmekle karşı karşiya kalmaktan ve gerek fakirlikten dolayı, Hristiyanlar döneminde pek çok ailelerin bu oyuk yerlerde yaşadıklarına ve oralarda dinlerinin etkisiyle mezarlar bıraktıkianna ait işaretler vardır. Eski döneme ait ve bu sahaya özgü olan kabartmaları içeren bazı eski eserler üzerindeki Frigya diliyle yazılmış kitabeler, şimdiye kadar tamamen okunup anlaşılamamış; bununla beraber Frigya dilinin Yunan diliyle aynı kökenden olduğu kesinleşmiştir.Memleketin bu tür eski eserleri çoğunlukla içeren yerleri, kuzeyden güneye doğru Kütahya (Cotyoeum)’dan Menderes (Meandre)’e kadar on fersahlık bir genişlikle devam eden kısmıdır.

Charles Texier‘in Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi 2.Cilt Ali Suat Çevirisi

Charles Texier bahsi geçen İleşler Kayası antik alanının özellikleri itibariyle Antik Frigya Medeniyeti tarafından meydana getirilmiş olduğunu söylüyor.

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir